Delirten sevda
Bu yazı, 12.10.2010 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Ağır aksak yol alıyordu at arabası, üstünde iki yolcusuyla. Rıfat ve babası bahçe sulamayı bitirip, atlar için biçtikleri otları arabaya yükledikten sonra, atları arabaya koşup köyün yolunu tutmuşlardı. Atları fazla zorlamadan kendi hallerinde yollarına devam ediyorlardı..
Rıfat dokuz yaşlarında simsiyah saçlı, zeytin karası gözlü, hafif esmer ve zayıfça bir çocuktu. Okul olmadığı zaman en büyük keyfi, babasıyla at arabasına binip sağa sola gezmeye gitmekti. Bu gün de o günlerden biriydi ve köye varmak üzereydiler. Rıfat babasına doğru bakarak;
? Baba, bu beyaz atın karnı niye bu kadar şişmanladı?
Diye sordu. Babası atın hamile olduğunu söyleyince, Rıfat babasına;
?Yavrulayınca yavrusu benim olsun mu? baba dedi. Babası da;
?Tamam, evlat doğacak yavru senindir; dedikten sonra Rıfat'ın başını okşadı. O günden sonra Rıfat'ın içini bir heyecan kapladı. Fırsat buldukça atların yanından hiç ayrılmıyor, dört gözle dünyaya gelecek tay'ın yolunu gözlüyordu!
Aradan iki ay geçmişti. Rıfat sabah yine bir heyecanla kalkmış, soluğu evlerinin hemen yakınında bulunan çayırlıkta almıştı. Atlara yaklaşınca birde ne görsün! Alnının ortasında ve ayak bileklerinde sekisi olan küçücük bir yavru ayağa kalkmaya çalışıyordu. Rıfat hızla yavruya doğru koştu, tam yavrunun yanına varacakken anne at, yavrusunu koruma içgüdüsüyle Rıfat'la yavrusunun arasına girdi.. Bu durumu görünce Rıfat korkudan şaşırıp kaldı. Az sonra şaşkınlığı geçince başladı eve doğru koşmaya. Bir taraftan koşuyor bir taraftan da gücünün yettiğince bağırıyordu...
?Baba, baba atımız yavrulamış, diye.
Babası Rıfat'ın sesini duyar duymaz ayakkabılarını giyip, yola çıkmıştı bile. Kendisine doğru koşmakta olan Rıfat'a;
?Yavaş oğlum çatlayacaksın, bu ne telaş böyle? Demekten kendisini alamadı. Rıfat ve babası beraberce atların yanına gidiyorlardı. Rıfat bir yandan babasına yetişmeye çalışıyor, bir yandan da babasına tayı anlatıyordu;
?Baba öyle güzel ki yavru, simsiyah rengi, ayaklarında ve alnında beyazları da var. Küçücük bir şey, daha ayağa bile kalkamıyor. Ben yanına gitmek istedim annesi yaklaştırmadı!..
Babası;
?Yaklaştırmaz evladım, çünkü yavrusuna bir zarar gelmesin den korktuğu için kimseyi sokmaz onun yanına. Rıfat;
? Baba ben sevemeyecek miyim onu? Babası;
? Biraz zaman geçsin alışınca seveceksin elbet deyip, Rıfat'ın başını okşadı. bu arada atların yanına gelmişlerdi. Rıfat heyecanla babasına;
?Baksana ne kadar güzel değil mi baba? Diye sordu. Babası;
?Evet, oğlum gerçekten çok güzel, tam sana yakışacak bir tay. Biliyorsun sana söz vermiştim doğacak tay senin diye. Yalnız ona çok iyi bakacağına söz vereceksin.
Rıfat sevinçle yaşasın diye bir nara attıktan sonra babasına;
?Söz baba hem de çok iyi bakacağım ona diye cevap verdi. Babası;
?Peki, tayın için bir isim düşündün mü? Diye sorunca Rıfat şaşırıp kalmış ve babasına "düşünmedim baba" diye cevap vermişti. Babası;
?O zaman tayın rengi siyah olduğuna göre, adını Arap tay koymaya ne dersin? Diye sordu. Rıfat;
?Tamam baba. Çok güzel bir isim, dedi ve babasıyla tay'ı seyre daldılar...
Aradan bir iki hafta geçmiş, Rıfat Arap taya yavaş, yavaş yaklaşmaya başlamıştı. Rıfat'tan yavrusuna zarar gelmeyeceğini anlayan anne at, artık eskisi gibi huzursuzluk çıkarmıyordu.
Güz gelip çatmıştı. Arap tay üç aylık olmuş, biraz büyümüştü. Bu üç ay zarfında Rıfat'la da dostlukları epey ilerlemişti. Rıfat, Arap tayı elleriyle besliyor, tüylerini okşuyor, boynuna sarılıp öpüyordu. Hatta bir akrabaları "taylar şeker yemeyi çok sever" demişti. O da evden yürüttüğü kesme şekerleri gizlice Arap taya götürüyordu. Bazen de bir yere oturup, uzaktan Arap tayı seyrediyordu. Annesinden sütünü emen Arap tay bir aşağı bir yukarı koşturdukça Rıfat'ta hayaller âlemine dalıyor, kendini onun üstünde düşleyip, en uzak diyarlara gidiyordu onun sırtında. Hatta peri padişahının kızını kaçırıp, kötülerle yalın kılıç savaşa giriyorlardı iki can dost. Taa ki Arap tay bir muzurluk edip, Rıfat'ı hayallerinde uyandırana kadar...
Seneler o kadar hızlı geçti ki. Arap tay ve Rıfat bu geçen süre içerisinde öylesine birbirine bağlandılar ki, bütün köy onları konuşur olmuştu. Bu arada Arap tay kocaman bir at olmuş, Rıfat'ta on beş yaşında yeni yetme bir delikanlıydı.
Rıfat atının her ihtiyacıyla en ince ayrıntısına kadar ilgileniyor, en başta da sevgisin hiç eksik etmiyordu can dostunun. Yine Arap tayın tımarını yapmış, çayırlığa yola çıkmak üzereydi ki. Babasının sesini duydu, babası;
?Evlat aşağı köyde Kel Hasan amcanda alacağımız vardı. Hazır etmiş, gelip alsınlar diye de haber göndermiş. Ben çok yorgunum, sen gitsen de onu bir alıp geliversen, dedi. Rıfat;
?Tamam, baba. Hemen,
dedikten sonra, Arap tayı eğerledi. Avludan dışarı çıkınca atladı atının sırtına. Atını tırısa kaldırıp, köyün dışına doğru hareket etti. Köyün içinden geçerken insanların kendilerine bakışlarını görünce Rıfat'ın göğsü kabarıyordu. Köyün çıkışına doğru yaklaştıkça, yüreği daha bir ayrı çarpıyordu Rıfat'ın. Çünkü köyün çıkışında Hacı Süleyman'ın Döndü vardı. Döndü'nün kendine baktığını her gördüğünde, içine ılık, ılık bir şeyler akıyordu, sanki. O yüzden çıkışa yaklaştıkça atın üstünde biraz daha kasıldı. Ne faydaki Döndü'yü göremedi.
Köyü çıkar çıkmaz atını mahmuzladı, kuş gibi uçup, rüzgârla yarışarak aşağı köye varmışlar, emaneti almışlar ve köye dönüyorlardı. Hava kararmak üzereydi. "Ana yoldan devam edersem karanlığa kalacağım" diye düşündü Rıfat. "En iyisi kestirmeden gitmek" deyip, Arap tayı anız tarlaların içine doğru sürdü. Arap tay için hiçbir önemi yoktu koştuğu yolun. Bildiğinden geri kalmadan dörtnala yoluna devam ediyordu O. Anız taralaya gireli yüz metre olmamıştı ki, Arap tayın ayağı tökezledi ve Rıfat'ı ileriye doğru fırlattı. Rıfat ne olduğunu anlayamadan doğrulmaya çalıştı, sırtında ve sağ dizinde bir acı vardı. Önce soluğunu topladı, sonra yavaş yavaş ayağa kalkmayı denedi. Zar zor olsa da ayağa kalkmıştı ki, Arap taya ilişti gözü. Arap tay yerde boylu boyunca yatıyordu. Hemen Arap tayın yanına vardı, sağına soluna baktı bir şey göremedi. Başucuna geldi, Arap tay kısık bir sesle derdini anlatırcasına sesler çıkarıyordu. Rıfat Onu dizginlerinden tutup, bir iki kez kaldırmaya çalıştı, fakat hayvancağız her seferin de daha acı sesler çıkararak yerine yığılıyordu. Rıfat ne yapacağını şaşmış bir vaziyette gelip Arap tayın başucuna çöktü ve gördüğü manzara aklını başından aldı. Bir hayvanın ağladığını yeni görüyordu...
Akşam olalı çok olmuş fakat Rıfat hala dönmemişti. Babası evin etrafında dört dönüyor, gözü yolda kulağı gelecek seste bekliyordu. Bir müddet daha bekledikten sonra, baktı ki gelen giden yok, hemen köy bekçisi olan, bitişik komşusu Veli'nin kapısını çaldı. Komşusuna durumu bir çırpıda anlattı ve aramaya onula gelip gelmeyeceğini sordu.
Az sonra iki komşu ellerinde gemici fenerleriyle yola koyulmuşlardı bile. Veli ne olur ne olmaz diye, mavzerini de yanına almıştı. Yola çıkalı yarım saat kadar olmuştu. Hem yürüyorlar hem de "Rıfat, Rıfat" diye etrafa bağırıyorlardı. İkisinin de sustuğu anda, Veli bir ses duydu. Hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru yürüdü ve gördüğü manzara karşısında dondu kaldı. Neyse ki kendisini çabucak toparladı Rıfat'ın babasına seslendi ve Rıfat'a;
?Geçmiş olsun oğlum, bir şeyin var mı? Diye sordu. Rıfat;
?Yok, emmi iyiyim dedi. Bu arada babasının geldiğini görünce, Rıfat ayağa kalkıp babasının boynuna sarıldı.
?Baba Arap tay ayağa kalkamıyor dedi. Babası;
---Kalkar oğlum üzülme sen.. Şükürler olsun sana bir şey olmamış dedi ve Rıfat'ı sımsıkı kucakladı.
Veli elindeki fenerin de yardımıyla Arap tayı inceledikten sonra, Rıfat'ın babasını yanına çağırdı. Fiskos bir şeyler söyledi. Rıfat duymadı söylediklerini. Zaten ne duyacak hali vardı, ne de aklı başında düşünecek hali. Babası yanına gelip;
?Haydi, oğlum biz gidip at arabamızla beraber birkaç komşuyu daha yardım için alıp gelelim. Ne kadar çok olursak o kadar kolay olur, Arap tayı arabaya yüklemek..
Dedikten sonra Rıfat'ın koluna girdi ve köye doğru yürümeye başladılar. Rıfat ne sağlıklı düşünebiliyor ne konuşmak geliyordu içinden. Hatta babasını söylediklerini dahi duymuyordu. Bambaşka bir alemde gibiydi adeta..
Köye doğru yola çıkalı iki yüz metre dahi olmamıştı ki, önce bir el silah sesi, ardın bir at kişnemesi geceyi ikiye böldü adeta.. O esnada Rıfat olanları çözmüş ve babasının kolundan kurtulup hızla Arap taya doğru koşmaya başlamıştı. Arap tayın yanına gelirken bekçi Veli Rıfat'ı tutmaya çalıştı, ama başarılı olamadı. Rıfat Arap tayın yanağına yanağını daymış, olanca sesiyle ağlıyordu. Elleri Arap tayın kanına bulanmıştı.. Kafasını kaldırdı önce bir Veli'ye sonra da gökyüzüne baktı ve gülümsemeye başladı. Arap tayla beraber gökyüzünde yol alıyorlardı...
Hani gün olur da o köye yolunuz düşerse, değnekten yaptığı atı ile gezen, üstü başı perişan birini görürseniz, bilin ki onu bu hallere koyan bir sevgidir...