Gönül Sesi


Köyün en yüksek tepesindeki kerpiç evin damında, ihtiyar marangoz Salih Usta tek başına oturuyordu. Akşamın o zifir karanlığı çökerken, rüzgar vadiden aşağı sakin sakin esmekteydi. Yıllar önce geçirdiği o amansız kaza yüzünden kulakları bu fani dünyanın bütün gürültüsüne, sesine tamamen kapanmıştı. Ne kuşların cıvıltısını duyabiliyordu artık, ne de sokaktan geçen çocukların şamatasını.

Fakat Salih Usta için bu bir mahrumiyet değil, aksine ilahi bir lütuftu. Dünyanın fani sesleri sustuğunda, göğüs kafesinin tam ortasında o güne kadar hiç fark etmediği gümrah bir nehir akmaya başlamıştı: Gönül sesi.

Önündeki eski ahşap masanın üzerinde, günlerdir ilmek ilmek, sabırla işlediği ceviz ağacından bir sandık duruyordu. Elindeki zımparayı her sürüşünde, ağacın damarlarındaki o pürüzleri tek tek ayıklarken sanki kendi ruhundaki lekeleri, o yalan dünyanın zorlama yüklerini de söküp atıyordu. Sırf aceleye gelsin diye hiçbir köşeyi eğri bırakmaz, her motifi o keskin sarraf terazisiyle milim milim ölçerdi. Çünkü o bilirdi ki, zamana bırakılan her emek, fani ömür bittikten sonra arkada kalacak sönmez bir çerağ, bir sadaka-i cariye hükmündeydi.

Gözlerini gökyüzüne, semaya doğru çevirdi. Kulakları duymuyordu ama kalbi her bir yıldızın zikrini, o muazzam sessizliğin içindeki büyük ahengi apaçık hissediyordu. Elini göğsüne koydu, derin bir nefes aldı ve fısıldadı: "Vakti hayat bilenler için, harcanacak tek bir saniye bile fuzuli değildir."

Aşağıdan torunu koşarak dama çıktı, dedesinin omzuna şefkatle dokundu. Salih Usta torununun gözlerindeki o saf sevgiyi gördüğünde, dünyevi hiçbir sese ihtiyacı olmadığını bir kez daha anladı. Sandığın kapağına son bir mühür vurdu; pürüzsüz, tertemiz ve eksiksizdi. Kulakları dünyaya kapalıydı ama kalbi hakikatin o en gür sesiyle dopdoluydu.

16 Haziran 2026 1-2 dakika 8 öyküsü var.
Yorumlar