Gözün Gördüğü Kalbin Bildiği


Köyün eski kervan yolu üzerinde, ömrünü sarraflıkla geçirmiş ihlaslı bir ihtiyar yaşardı: Asaf Usta. Önündeki küçücük masada duran o hassas pirinç terazisiyle sadece altınları, yakutları tartmaz; dükkanına giren her insanın kalbini, niyetini de o edebi vakarla süzgeçten geçirirdi.

Bir gün dükkanın kapısı hızla açıldı. İçeriye mağrur edasıyla, ipek kaftanlar içinde zengin bir tüccar girdi. Masanın üzerine kocaman, parıl parıl parlayan bir elmas bıraktı. "Ustam," dedi kibirle, "bunu dünyalık en ağır altınlarla tart ve değerini biç. Bu fani alemde benden daha zengin, elindeki vakti benden daha çok altına çeviren yoktur!"

Asaf Usta, o parıltılı taşa şöyle bir baktı. Gözün gördüğü elmas, nefse muazzam bir servet fısıldıyordu. Ama sarraf ihtiyar, taşın pürüzsüz dış yüzeyine değil, onun arkasındaki hikmete odaklandı. Elması aldı, pirinç terazinin bir kefesine koydu. Diğer kefeye ise dükkanın en ağır altın külçelerini yerleştirmeye başladı. Altınlar dizildikçe elmasın olduğu kefe bir milim bile kıpırdamıyordu; taş, sanki altından daha ağırmış gibi hep dipte kalıyordu. Tüccar gururla gülümsedi.

Asaf Usta ak sakalını sıvazladı. "Bekle hele evlat," dedi. Masanın çekmecesinden, üzerinde tek bir harf bile yazmayan, tamamen boş, bembeyaz küçük bir kağıt parçası çıkardı. O kağıdı aldı, gözlerini yumup derin bir ah çekti ve üzerine hal diliyle şu ibreti fısıldadı: "Vakit hayattır; fani olan hiçbir sarraf, baki olan nefesin bedelini altınla ödeyemezİhtiyar, o boş kağıdı altınların olduğu kefeye bıraktığı an, muazzam bir şey oldu. O koskoca elmasın durduğu kefe birdenbire havaya kalktı; o hafifçecik boş kağıt, elması da altınları da tartıda ezip geçti!

Tüccar hayretler içinde kaldı, rengi soldu. "Bu nasıl olur usta? Bir parça boş kağıt, benim bunca servetimi nasıl alt eder?" diye haykırdı.

Asaf Usta, gözlerini tüccarın gözlerine dikti ve o keskin kelime sarrafı mizanıyla fısıldadı:

"Evlat! Sen o taşın parıltısını servet sanırsın. Halbuki o kağıdın üzerine düşen şey, fani ömrün edebi mesuliyetidir. İnsan bu dünyaya ne kadar altın yığarsa yığsın, kefene koyabileceği tek bir harf yoktur. O kağıt hafif görünür ama içinde 'idrak' vardır, 'ihlas' vardır, kulun acziyeti vardır. Vicdanı uyanık olan kul bilir ki; amelsiz geçen, başkasına faydası dokunmayan koca bir ömür, teraziye girdiğinde bir boş kağıt kadar bile hüküm sürmez. Sen vaktini altına satmışsın; halbuki vakit altından kıymetlidir, vakit hayattırTüccar başını öne eğdi. Elmasını da altınlarını da masada bırakıp, o dervişane edep karşısında ezilerek, sessizce dükkandan çıkıp gitti.

16 Haziran 2026 2-3 dakika 8 öyküsü var.
Yorumlar