Hasret

Hamdi ve Naciye'nin evliliklerinde beş yılı geride bırakmalarına rağmen bir çocuk sahibi olmayışları huzursuzluk vermeye başlamıştı. Oysa her ikisi de birbirilerini severek evlenmişlerdi. Aralarında ki kavgalar aile büyüklerini rahatsız ediyor, ancak işlerine karışmak istemiyorlardı. Kendi sorunlarını kendileri çözsünler diye duymazlıktan, görmezlikten gelmeye çalışıyorlardı. Ancak, işler aile büyüklerinin düşündüğü gibi çözüme değil ayrılığa hızla gidiyordu. Babası bu duruma dur demek için önce oğlunu yanına çağırdı.
-Oğlum, evinizdeki huzursuzluğun gerçek sebebi nedir?
'Naciye'nin çocuğunun olmayışı'
-Olmayacağını kim söyledi?
-Ben biliyorum, suç onda.
'Doktora gittiniz mi?
-Hayır.
'Gitmeden suçun onda olduğunu sen nasıl bilebilirsin. Günah değil mi? Bu düpe düz iftira. Yarından tezi yok doktora gidip gerçeği öğrenip ona göre bir yol belirleyeceksiniz.
-Benim işime karışma. Ben biliyorum. Suç Naciye'de gitsin tedavi olsun.
Baba, Hamdi'nin davranış biçimini beğenmese de, bir şey söylemeden yanından ayrıldı.
Kendi kendine ''Bir de gelinim ile konuşayım.'' dedi ve Naciye'nin yanına gitti. Oğlu ile aralarında geçen konuşmanın detayına girmeden.
'Bak kızım çocuğunuzun olmayışı huzursuzluğunuza sebep oluyor. Hamdi'ye söyle tedavi olun. Allah takdir ettiyse olur.
-Babacığım; Hamdi ben de suç yok senden olmuyor. Git tedavini ol deyip, yanaşmıyor.
''Tamam; sen sadece benim yanımda gel yeter de. Çünkü gittiğiniz zaman doktor tedavinin beraber olacağını söyleyince de hayır diyemez.''
Kayınbabasının söyledikleri Naciye'nin aklına yatmıştı.
Naciye '' Çocuğumuz olması için tedavi olmak istiyorum. Lütfen beni doktora götür.''
Hamdi eşinin kendi rahatsızlığından dolayı çocuğu olmadığını kabullendiğini düşünerek;
''Tamam, hazırlan yarın gidelim.''
Naciye o gece sevinçten uyuyamadı.
Kendi kendine ''geceler ne kadar uzunmuş bir türlü sabah olmuyor.'' Dedi.
Sabah erkenden kalktılar doğru hastanenin yolunu tuttular. Durumlarını anlatınca, doktor bunların her ikisinden de gerekli tahlilleri istedi. Hamdi'ye ne olduysa hiç itiraz etmedi.
Bir yıla yakın tedaviden sonra Naciye hamile kalmıştı. Her ikisi de evliliklerinin ilk yıllarında olduğu gibi mutluydular. Naciye doktorun tavsiyelerine uyarak geçirdiği hamilelik dönemi sonunda bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Adını da Hasret koydular.
Hasret bebeğin gelişiyle birlikte bütün huzursuzluklar tamamen geride kalmıştı. Her ikisi de Hasret' in üzerine titriyor, bir dediğini iki etmeden büyütüyorlardı. Lise'ye kadar evde mutluluk veren Hasret hareketleriyle anne ve babasına karşı davranışıyla evde huzursuzluk çıkarmaya başlamıştı. Ancak ergenlik dönemi sabır edelim, bu çalkantılı dönemi böylece atlatmış oluruz diye düşünseler de pek düşündükleri gibi olmuyordu. Hasret, anne ve babasının aşırı ilgisini sevgisini suiistimal etmeye alışmıştı. Artık toplum tarafından benimsenen kurallar yerine kendi koyduğu kurallara göre hareket ediyordu.

Hasret liseyi bitirdiği yıl başka bir ilde bulunan Meslek Yüksek Okulu Truzim Bölümünü kazanınca, bulunduğu arkadaş ortamından ayrılıp kendine yeni bir hayat kurar diye anne ve babası ne kadar da sevinmişlerdi. Ancak düşündükleri gibi olmadı. Okuduğu ilde daha ilk günlerde tanıştığı, arkadaşlık kurduğu düzgün işi ve hayatı olmayan biriyle Antalya'ya kaçtığını haber alan baba iyice yıkılmıştı.
Hamdi, polisin yardımıyla kısa sürede kızını bulup kaçıran adamdan şikayetçi oldu. Ancak Hasret kendi isteğiyle beraber olduğunu onu sevdiğini ve şikayetçi olmayacağını söyleyince haklarında kanuni bir işlem yapılmadı. Hasret zorla geri baba evine döndü. Okumak istemiyordu. Yaptıklarından pişmanlıkta duymuyordu ki baba bu duruma çok üzülüyor ama bir çarede bulamıyordu.

Hasretin öğrencilik hayatı bitmişti işsiz, güçsüz istediği saat evden çıkışı, istediği gibi gezişi, istediği saat eve dönüşü ailenin hiç hoşuna gitmiyordu. Hamdi çalışırsa sağa sola gidemez düzelir ümidiyle bir işe yerleştirmeye karar verdi. Bu düşüncesini de eşi ile paylaştıktan sonra kızını çalıştığı kurumda ki kantine kasiyer olarak işe yerleştirdi.
Naci:
''Oh çok şükür artık gözümün önünde beraber gelip gideriz yanlış bir iş yapmasına engel olurum.''
Sabah akşam beraber gelip gidiyorlar, öğle tatillerinde onu uzaktan takip ediyordu. İşe başlayalı üç ay kadar olmuştu. Her şey yolunda gidiyordu ki ta işyerinin karşısında ki taksi durağında değnekçilik yapan Adem çay almaya gelene kadar.
Bir gün Adem kantinden aldığı çay ve simidin parasını ödemek üzere kasiyerlik yapan Hasret'e elli lira uzattı.
Hasret ' bozuk param yok. Borcunuz iki lira varsa verin yoksa bozdurup gelin.'
Adem;
-Karşıda ki taksi durağında çalışıyorum. Elli lira sizde kalsın. Ben kahvaltımı yapayım daha sonra paramın üstünü alırım.
Hasret:
''Tamam''
Adem öğlene doğru parasının üzerini almak için geldiğinde Hasret ile göz göze geldiler. Aralarında bir elektriklenme olmuştu.
Adem her sabah çay ve simit alma işini alışkanlık haline getirdi. Bundan başka Hasret ile ilişki kurabilmek için saat başı çay alıyor bahaneyle konuşup ona karşı duyduğu ilgiyi söylemek istiyordu.

Yine bir gün aldığı çayın parasını ödemek üzere kasaya daha önceden yazdığı ''Sana karşı büyük bir muhabbetle ilgi duyuyorum kabul edersen uygun zamanda görüşelim'' notunu kağıt parayla birlikte kimseye çaktırmadan uzattı.
Hasret parayla birlikte aldığı yazılı nota bir göz attı kasaya yerleşitirdi.
Adem hiçbir şey olmamış gibi paranın üstünü aldı ve uzaklaştı. Ancak çok heyecanlıydı. Acaba Hasret ne diyecekti. Aradan iki saat kadar zaman ancak geçmişti. Adem çay alma bahanesiyle tekrar geldi. Çayın parasını öderken Hasret'in gözlerine baktı.
Hasret:
Tamam dedi.
Artık, Adem ile Hasret her fırsatta çaktırmadan görüşüyor, konuşuyorlar. Bu iş iki ay kadar böyle devam etti.
Bir gün Adem Hasret'e ''Benimle evlenir misin?'' deyince
Aklı bir karış havada olan Hasret hiç düşünmeden evet dedi.
Artık evlenmeye karar vermişlerdi sıra şimdi nasıl evleneceklerine gelmişti.
Adem: 'Benim kaldığım ev var içerisinde de biraz eşyalarım var. Şimdi param da yok başka eşya da alamam düğün de yapamam kaçarak evlenelim. Daha sonra sen ne istersen alırım. Hasret, Ademin söylediklerine inanmıştı. Gerçekten de o konuşmadan iki gün sonra kaçtılar.

Hamdi ve eşi Naciye bir kere daha yıkılmıştı. Ne yapacaklarını, kime ne söyleyeceklerini bilmiyorlardı.

Hamdi kızının kaçtığı Adem hakkında yaptığı araştırmada onun evlenip ayrıldığını, tecavüz ve hırsızlık suçundan hapse girdiğini öğrenince iyice yıkıldı.
Hamdi eşi Naciye'ye gidip sıkıca sarıldı gözlerinden yaşlar akarken;
''Karıcığım ben bugüne kadar babamı hiç dinlemedim, hep isyankar davrandım. Uzun süre çocuğumuz olmayınca suç sende diye sana iftira attım. Galiba bunun cezasını çekiyorum, sana da çektiriyorum. Beni affet, hakkını helal et. Allah Hiç kimseyi evladıyla imtihan etmesin.''

Fevzi Gültuna

Yorumlar (1)