Hüzün Solumdan Yakaladı
"Yabancılar , doğmadıkları bir yere giden insanlardır."
Her gün aynı yolu yürüyordu ama hiçbir yere varamıyordu .
Bu kadar sessiz bir gecenin içinde , nereye yürünebilir ki , gövdesinde geçmişin kokusunu taşırken , üstelik olanca yanılgısıyla. Bu çağda , sevdanın özü alınmış bir meyvenin çöpe atılan posası gibi bir şeye dönüştüğünü düşündü , . Bitince kalıntılarını anılar rafına değil de çöpe attığın herhangi bir şey...Şıpır şıpır yağan yağmura aldırmadan , yüreğini yoran soruların hücumuyla yürüyordu hâlâ .Karşısına bilinmedik bir hayatın sokağı çıkacak diye ürperiyordu. Soğukkanlılık işlemişti ruhuna gecenin .
Hayat bir rutinden ibaret diye düşündü , ellerinde biraz sevinç , biraz acı dolu poşetlerle , öne doğru eğilmiş bedenleriyle , evlerine dönen ( öyle umuyordu) yüzleri ve hafızaları sinmiş insanları görünce .
Zamana tanıklık ettikçe , etrafımızı sadeleştirip içimizdeki safları sıklaştırıyoruz ne tuhaf...
Yüzüne yapışan , gözlerinin önüne düşen ıslak saçlarını geriye atarak montunun iki yakasından sıkıca tuttu . Soğuk , iliklerine kadar işlese de kararlıydı , bu gece sadece geceye konuk olacaktı . Aklındaki tüm soruları , ıssızlığının nereliliğini , dönmeleri olmayan gitmeleri , karanlığın rotasına takılıp düşen anlamları ve kişiliğine atfedilmiş sayısız haksızlıkları sorup , heybesindeki yükten kurtulacaktı.
Derinliğin göbeğinden gelen melodinin peşine takıldı , gecenin dedektifi , karşılıksız yapıyordu üstelik bu işi ...
Birbirine sırtını dayamış ışıkların , bir omzu çökmüş evlerin, köşebaşlarını tutmuş çöp kutularında mutluluğu arayan kedilerin ve yağmura tahamülü kalmayan sokak lambasının hüzünlü bakışları önünde dedektifti o .Şehir gri bir öfkenin içinde onu izliyordu . O , ta kendisi, o an bir tekir olmak istedi . Çöp kutularına dalan , bir hayalet kedi ... Sanki saklambaç oynuyorlardı şehir ve kendisi . Pembe panjuru olmayan evlerin , çamurlu kaldırımlarında parmak izlerini bırakarak yol alan bir dedektifti , yürüyordu . Elleri montunun ceplerinde istiflenmiş isim fişlerine takıldı . Bir kurtarıcı gibi çekti içlerinden birer tane , sağ ve sol eliyle , senkronik bir aygıttı sanki zamanla yarışan .
İnsan , kıyısında dolaşmadığı , sularına dokunmadığı , kokusunu tatmadığı bir denizi düşler mi ? Düşlerinde , düşlerinin sırça köşkünde ağırlar mı bu düş değmemiş denizi.
Bir zamanlar öküzün boynuzundaki bir tepsi olduğuna inanılan dünyayı , bir top gibi fırlatmak istedi uzayın sonsuz karanlığına , duygularının hiç edildiği karayurduna .Işıksız ve topraksızdı sanki evren , o yüzden içindeki pencerelere tutunuyordu. Serçelerin konup , umut kırıntılarını tırtıkladığı ve gagalarıyla yeryüzüne serpiştirdiği.
Bin ömrü olsa da binde zerresini dahi vermeyecek kadar seviyordu bazılarını , bazılarını ise uğruna yaşamın bütün yükünü gögüsleyecek kadar...
Beyninde imzalanmamış barış anlaşmalarının savaşı , tarafların birbirini yok etme hırsıyla sürüyordu . Hani , dünyayı sevgi kurtaracaktı?