Huzur
Bir tanıdığıma...Yalnızca bir tanıdık....
Yorgunuz. Tükendik hırslarımız uğruna, o erken kalktığımız günün sabahında. Yürüyoruz aldırmadan arkamızdan bakacaklara ve şaşıracaklara. Bir ses mi işittik? Yalanmış... Ve görünür oldu huzurun yansıması uzaklarda. Yaklaşıyoruz, bakıyoruz ve ben ?ben?deyim. Yolun karşısına geçmeliyiz. Huzura bir adım kala... Ayağım takıldı, düşüyorum! Neyse ki, toparlandım, hızlı davrandım ve kurtuldum ezilmekten. Az daha eriyordum ?huzur?a. Kendime gelemiyorum bir türlü. Bir şok ve beraberinde o meşhur film şeridi. Sesler var, ama ben duymuyorum. Gökyüzü bugün beni önemsiyor. Durduğum noktada karanlık bulutlar var; hiç rüzgâr yok. Deniz her zamankinden daha durgun ve üzerine küçücük bir gemi sabitlenmiş. Bir an, gemi olup olmadığı hususunda tereddüt yaşıyorum. İhtişamı ve kurumuş kan rengi gövdesiyle siliveriyor şüphelerimi. İçinde hayat yok gibi. Ne denizde bir hareketlilik var, ne de gemide. Tüten bir duman dahi yok. Gemi huzura benden önce ermiş sanki... Martılar yok bugün. Tartışmıyorlar eskisi gibi. Mutluluk çığlıkları sükûta gömülü(?). Bana yol vermiş doğa... Bir yağmur damlası düştü yüzüme. Gökyüzüne bakıyorum ve bana işaret ediyor ?sus!? diye. Neymiş: ? kâinat uyuyor...? ?Ya sen ne yapıyorsun?? diyorum, ?Bu yağmur da neyin nesi o halde??. ?Ninni? diyor sadece. Gözlerimin görebildiğince bakıyorum. Tüm güzellikler uyuyor. Kimse yok sahilde benden başka. Birileri görmesin diye tedirginim, uyandırmayayım diye alınıp götürülmekten... Adımlarıma bakıyorum; başım eğilmiş duyarsızca. Yağmurun ninnisini dinlerken herkes, ben uyuyakalıyorum öylece. Ninninin ve adımlarımın sürekliliği, rüyayı engellemiyor. Ninni ve adımlar aynı, fakat görüntüye hâkim olamıyorum. Müsaade ediyorum gerçeklerden uzaklaşmasına zihnimin. Ve şimdi... Nerede olduğumu bilemiyorum. Bir tanıdığı görüyorum. Sadece ?tanıdık?. Gözlerimin içine bakıyor. Keskin bakışları siyah ve masum... ?Kurtaracağım seni.? diyor. Anlamıyorum ve aldırmıyorum. İkimiz de acı çekmeye başlıyoruz. Ben korku ve şaşkınlık saçıyorum çığlıklarımla etrafa. O ise gülücükler... Acıyan yerime dokunuyor uzanıp. Uyanıyorum birden! Yağmur durmuş. Islanmış yüreğim, ıslanmış acıyan yerlerim... Huzurum kaçıyor birden. Tanıdığımı aramak istiyorum. Endişeliyim. Ona bir şey mi oldu? Ama... Arayamam ki! Hiç aramadım ki, hiç... Umurumda değil şimdi denizin uykusu! Yağmurun ninnisi beynimi kemiriyor adeta! Koşmaya başlıyorum; onu nerede bulacağımı biliyorum. Yalnızca tanıdığımı merak ediyorum, niçin merak ettiğimi merak etmezken. ?İnsan ya, yeter işte.? diyor acıyan yerlerim. Ayağım bir engele takılıyor; düşüyorum. Ümitsizce kalkıyorum. Yağmur sırasını savmış; sıra bende. Bir ninni tutturuyor gözlerim. Gök gürlüyor haykırırcasına ve ben haykırıyorum: ?Ne var!?. Şimşekler işaret ediyor bir yeri. Huzura eriyorum görünce. İşte orada tanıdığım! O tarafa doğru yürümeye başlıyorum. Fark ediyor geldiğimi uzaktan. Tıpkı rüyadaki gibi bir gülümseme var ifadesinde. Birden şimşekler çakıyor beynimde. Hissediyorum; ama neyi? ?Hayır!? diyorum, ?Hayır, gülümseme!?. Ne ben, ne de o... Niçin dediğimin farkında değiliz. Şaşırıyor. Yüzündeki gülümsemeye anlamsız bakışlar ekleniyor. Ona doğru koşmaya başlıyorum; yeniden: ?Gülümseme!?. Yanına ulaştığımda durmuyorum ve hızla itiyorum onu. O bir adım ötede; ben ise onun yerindeyim. Bir acı, ağır ve çekilmez... Bir sarsıntı bedenimde; yüreğimse dingin... Tanıdığımın sesini duyuyorum. Çığlık çığlığa... Artık gülümsemiyor. Meğer ben yerde kıvranıyormuşum. Gözlerim kapalıymış meğer. Gözlerimi açmaya cesaretim yok. Gemi geliyor aklıma. Geminin rengini görmekten korkuyorum. Yanı başımda sıcak ve telaşlı bir nefes... Hıçkırıklara boğulmuş. Sebebi: suçluluk duygusu yalnızca... Hafifçe aralıyorum gözlerimi. ?Rüyalar tersine çıkarmış, korkma.? diyor tanıdığım. Ve bu sefer ben gülümsüyorum. İyi de, nasıl olurdu bu? Nerden biliyordu rüyayı! Yağmur hızlanıyor. O zaman anlıyorum, göğün düşük çenesi anlatmıştı ona her şeyi. Ve yine huzurum kaçıyor. Anlıyor tüm olanları tanıdığım. Zihnime ve yağmura engel olamıyorum. Yine gülümsüyor. Bu sefer müdahale etmiyorum. Acıyan yerlerime dokunuyor ve uyanış... Nereye uyandık biz? Aman Allah'ım! Huzur burası. Deniz ve martılar konuşuyor bu sefer. Günbatımının nasihatlerini dinlemeye koyuluyoruz. Ben ?ben?deyim ve o benim tanıdığım olmaktan bir adım öteye geçememiş durumda hala. Aslında ben de çok şey ifade etse de onun varlığı; o bendeki varlığını çoktan az, azdan çok sanıyor. Tıpkı öyle sanıldığı gibi, sadece tanıdığım olduğunu düşünüyor. Herkes yanlış biliyor. O yanlış biliyor... Ben tüm bunları anlatırken sessizce, kalbime; sanki düşüncelerimi okuyormuşçasına bakıyor yüzüme. ? Ne kadar anlamsız? diyorum kendime, ?O bilmiyor ki tanıdığım olmadığını?. Hiç kimse bilmiyor ki, aslında onun tek tanıdığım olduğunu... Öyleyse niçin sadece bir tanıdık gibi davranmıyor, düşüncelerimi anlar gibi bakıyor yüzüme? Neden yanımda? Ben neyim? Biz neyiz! Ne sanıyor bu kendini! Ve ?Hiçsin? diyorum ve söyledikten sonra fark ediyorum hiçliğini sesli düşündüğümü. Bozuntuya vermiyorum. Tekrar haykırıyorum: ?Hiçsin!?. Verdiği yanıt: ?Rüyalar tersine...? Yeter artık! Uyanmak istiyorum. O da farkında bunun. Ve her zamanki gibi anlayışlı, ince, kibar... Alınmıyor, kızmıyor ve kırmıyor. Ürkeğim onun yanında, içten içe. Çaktırmıyorum. Ve beni şaşırtıyor: ? Unut uyanmayı. Huzuru yakalayalım. An, bu andır; gel, tutunalım!? Bu sözler tatlı bir esinti oluyor ruhuma. Rahatlıyorum ve başımı omzuna yaslıyorum. Gözlerim günbatımında. Rahatsız oluyorum bu durumdan; vicdanım rahat vermiyor. Söyleyiveriyor dilim: ?Başım omzundayken, gözlerim günbatımında.?. ?Masum!? diyerek bir tokat vuruyor yüzüme. Gözlerim bir ninnidir tutturuyor yine. ?Güneşin suçu? diye ardından seslenirken ben; o arkasına bakmadan uzaklaşıyor. Olduğum yerde kimliğimi yalanlarla avutmaya çalışıyorum. Öylece kalakalıyorum. Sahi, kimliğim... Anımsamaya çalışıyorum: ben kimim? Önemi yok. Bir kimse önümde, çekip gitmekte... Huzurda bir kimse... Ama kimse de huzur yok. Tanıdığıma sesleniyorum, bu sefer ismiyle. Duruyor; fakat dönmüyor yüzünü. ?Bu rüya fazla sürmedi mi? Kimim, neredeyim? Uyandır beni de, huzura ereyim? diyorum. Huzursuzluğumu fark ediyor ve başını çeviriyor hafifçe, bedeni hala gideceği limana dönük. Gözleri yerde. Bekliyorum. Bekliyorum ki; bana dönsün tümüyle. Dönüyor birden. İşte o an, kan kurusu gemi harekete geçiyor. Ellerini açıp, ?Gel? diye işaret ediyor. Tebessüm ediyorum ve o da karşılık veriyor. O gülümseyince yaralarım tekrar acıyor, açılıyor ve kanamaya başlıyor. Gemi gittikçe koyulaşıyor ve büyüyor gözümde. Telaşlanıyor tanıdığım; yanımda beliriyor. Bu sefer ne yapacağını şaşmış, masum buseler konduruyor acıyan yerlerime. Geçmiyor, daha çok acıtıyor çabaları. Gökyüzüne sesleniyor: ?Ninni!?. Ağlıyor şimdi gökyüzü ve ağlıyor tanıdığım. Yaralar kapanıyor yavaş yavaş, tanıdığım bir kez daha dokunuyor en ağır acıma! Bu temas gemiye götürüyor bizi... ?Ben firar ederken, sen neden benimlesin?? diyorum tanıdığıma. ?Çünkü ben senin tanıdığın değilim, değerinim? diye yanıtlıyor. Dalga geçercesine bakıyorum ona. Gözlerim çekilmez bir edayla başka yöne çeviriyor çerçevesini. Ufuk denen yerde görünür bir şey yok. Korkuyorum. ?Nereye gidiyor bu gemi?? diyorum. Cevabı: ?Ufka?. Ve şaşkınlığımı saklayamıyorum. Anlıyor ve sesinin en yumuşak tonuyla ?Sabret? diyor. Bekleyişim başlıyor. Zaman tanımsız... Her şey rüya gibi... Bir anda başlayıp, o anda tükeniveriyor yaşayışlar. Değerim beni çağırıyor. Elini uzatıyor. Tutup tutmamakta kararsızım. İçimden ?Kırılırım, tutamam o eli? diyorum. O ise her şeye duyurarak: ?Unut dünyayı; huzurdayız, kırılmazsın? diyor. Güveniyorum ona, elimi avucuna bırakıyorum. Gemiden ufka iniyoruz. Önce o iniyor, bırakmadığı elimden çekerek beni de indiriyor bir hamlede. İncecik bir çizgi... Ayaklarıma bakıyorum; çok sağlam basıyorlar. Düşmek gibi bir şey... Ve düşünmek... Nefesim kesiliyor. Her yer bembeyaz, deniz artık çok uzakta incecik bir ufuk çizgisi. Zemin yer değiştirmiş ayaklarımızın altında. Sema deniz olmuş, denizse ufuk. Peki ya karalar? Toprak olmuş toprak çoktan... Artık kıyıdan bakıp, bir türlü ulaşamadığımız o ufuk denen çizgiye varmıştık işte. Az ya da çok zaman sonra, bilemiyorum, gözlerim kararıyor. Kendimi tanıdığıma, değerime bırakıyorum. Hala nefes almakta güçlük çekiyorum. Kalbim olağandan hızlı seyrediyor. Huzura mı eriyorum ne? Gülümsüyor tanıdığım. Kararıyor ufuk. Bir onu görebiliyorum. Devam ediyor tebessümüne. Yetmiyor nefesim, boğuluyorum. Benim yerime derin bir nefes alıyor değerim. Kurtuluyorum o an. Nasıl oluyordu bu? Nefesini tutmasını istiyorum ondan. Ve yapıyor. Evet! Nefessiz kaldım işte! Çırpınmaya başlıyorum. Tekrar imdadıma koşuyor değerim. Nefes alıyor ve ben yaşamaya devam ediyorum. Nefesini paylaştıkça, onun aklından geçenleri okuyabiliyorum. Bir düşünce geliyor derinlerden: ?Ben seni nereden tanıyorum?? Dayanamıyorum buna, tutamıyorum kendimi ve ?Çık huzurumdan!? diye haykırıyorum. O hala sakin. Zarar göreyim istemiyor. Her nefesinin yaşamama neden olduğunu biliyor. Olağan şekilde nefes alıp vermeye devam ediyor ve: ? Ben bir tek seni tanımadım, seni ?değerim' yapan da bu...? diyor. Sarılıyorum boynuna. Güven... Ve biraz da aşk... Bir kez daha aşktan korkuyor yüreğim. ?Huzurumu çaldın!? diyor ve kendimi boşluğa bırakıyorum. Tutuyor kolumdan ve ?Ben bir seni tanımadım, tanımayacağım da!? diye yineliyor. Halbuki, ben onu çoktandır tanıyordum. Kırılıyorum. Hani burada kırılmazdım. ?Yalancı? diyorum. Bu sefer o da salıveriyor kendini boşluğa. Düşüyoruz beraber. Düşerken her katmanda ayrı bir rüyamı görüyorum. Meğer beni rüyalarımın ötesine götürmüş değerim. Bir türlü bitmiyor boşluk. Meğer koskoca bir boşluktan ibaretmiş rüyalarım. Her fırsatta yineliyor değerim: ? Bir seni tanımadım; farkın olsun istedim, değer ol istedim?. Cevap veriyorum ona: ?Oysaki, ben bir seni tanıdım tanıdığım?. Saçlarımın arasından bir çiçek çıkarıyor ve elime veriyor. Çiçeğin dökülmeye yüz tutmuş yapraklarına doğru üflüyor. Çiçek soluyor ve ben soluyorum. Kendi irademle nefes alıp verebiliyorum artık. Kapkara gözleri kapanıyor değerimin. ?Uyan? diye bağırıyorum. Sımsıkı sarıyor kimliğimi. ?Uyu? diyor. Huzur buluyorum. Yumuyorum gözlerimi. Boşluk hiç bitmezken, kulağıma fısıldıyor usulca: ?Aç gözlerini hayata?. Korkuyorum, istemiyorum. ?Güven bana. Bu son rüyan olacak.? diyor tanıdığım. Açıyorum gözlerimi ve uyanıyorum. Uyuyakalmışım kendimden habersiz, bir sahil kenarında. Ve bir çift meraklı göz ?Uyan? demiş bana. Bu tanıdığımdı... ?Üşüyeceksiniz hanımefendi, sırılsıklam olmuşsunuz, bir problem mi var? Yardımcı olabilir miyim?? Teşekkür ettim meleğime sadece. Ayağa kalktım ve azgın denizi süzdüm uykulu gözlerle. Rüyalarım suya düşmüştü. Çalkantıdaydı deniz işte... Kan kurusu gemim harekete geçmişti onları götürmek üzere. Tüm rüyalarımı orada bıraktım. Keşke... Keşke uyanmasaydım. Hep bir boşluk uzansaydı: sonsuz... Rüyalarıma veda ettim ve eve dönmek üzere yüzümü hayatın karmaşasına çevirdim. Titriyordum. Az zaman sonraydı, artık zamanı tanımlayabiliyordum, omzumda bir el... Kim olduğunu biliyordum. Yüzümü dahi çevirmeden ?Evet?? diyebildim sadece. O ise: ? Ben sizi nereden tanıyorum??... Ona döndüm. Saçlarım arasındaki çiçeği çıkarıp ona verirken ? Sen beni hiç tanımadın ki.?sözcükleri döküldü dudaklarımdan. Koşarak uzaklaşmaya başladım. Ara ara dönüyor ve gülümsüyordum ona. Ve her döndüğümde yüzümü huzura, aklından geçenleri okuyabiliyorum. Tanıdığım şöyle diyordu: ? Aynı rüyayı mı gördük değerim; aynı rüyaya mı düştük??
08.02.09 02:00