Kanlıca'nın Çağrısı: Bitmeyen Sıla Hasreti

Her yıl doğup genç yaşta ayrıldığım memleketime, Çankırı Orta Kanlıca’ma doğru içimde büyüyen bir özlemle İstanbul'dan yola koyulurum. 


Bir şair, bir yazar kalbiyle döndüğüm topraklarda beni ilk olarak derin bir hüzün karşılar. Ahirete göç eden eş, dost ve akrabalarımın eksikliği içimi burkar, beni gurbettekinden daha derin bir yalnızlığa sürükler.


Zaman acımasızdır; değişen evler, dönüşen coğrafi yapı, o eski çeşmeler, camiler ve yollar çocukluğumun izlerini siler gibidir. Yine de dağ tepe gezer, her taşın altında anılarımı ararım. 


Her mezar taşına selam verir onunla dualaşır, dertleşir geçmiş günlerimde onlarla gezer, sohbet ederim.


Eski evimizden, Orta kazaya giderken üzerinden geçtiğimiz adımlarımı unutan o tarihi köprü üzerinde durur, devrez çayıyla akar giderim. Kır harmanı, ötekeçi, tarlalar, bostanlar bir bir geçer hayalimden… 

Elinde orak ve tırpanla toprağı ekip biçen babamın arkasından yetişmeye çalıştığım, o telaşlı çocukluğum dün gibi gözümün önünde canlanır. 


Salur, Yuva, Dodurga, kısaç, Bügren ve Bayındır köylerine, uzak yerlere eşek sırtında, korkak, ürkek çocuk yaşta yaptığım o yorucu yolculukları ve çalışan büyüklerime azık yemek götürdüğümü hatırlarım. 


Akranlarım Eyüp, Dursun, Celal, Mustafa, Ramazan, Süleyman, Yüksel, Ali, İsmail, rahmetlik Kadir, Hakkı, İrfan, Şenol ve daha pek çok arkadaşım ile çay kenarlarında geçirdiğimiz günler, tuttuğumuz balıklar ve yüzdüğümüz o serin dereler burnumda tüter.


Bu topraklar sadece geçmişim değil, aynı zamanda geleceğede borcumdur. 

Kanlıca'ma durumum elvermiş olsa; içimde ukte maddi - manevi gücümü aşan üç büyük arzum, sevdam vardır: 

İlk olarak; içimde hep bir ukte olan o hayal: Kanlıca Bolluca Tepesi eteğine, Orta ve Yaylakent’i kuş bakışı gören o zirveye, şanlı bir Türk Bayrağı dikmek ve mini bir mescit açmaktır.


Adı "Şehitler Tepesi" olacak bu mekânın; dostların, âşıkların, şairlerin ve duası kabul insanların uğrak yeri olmasını isterim. İnsanlar burada mezarlıkta yatan yakınlarına dualar okusun, ardından ücretsiz ikram edilen çaylarını yudumlayıp huzur bulsunlar. Bu hayali yıllardır yüreğimde taşırım.


İkinci olarak; çocukluğumda sıcağın altında kavrulup bir ağaç gölgesi ve sulu bir yiyecek aradığım bu yerlerde; yayla, dağ taş tepe ve piknik alanlarımızda, gençlerin katılımıyla tohumlama etkinlikleri düzenlemek. Evlatlarımızın bizi hayırla anması ve dualar etmesi için, kiraz, vişne, erik ve çam tohumlarını sivri uçlu bir sopa yardımıyla toprakla buluşturmayı, yarınlara daha yeşil bir Kanlıca bırakmak en büyük arzularımdandır.


Üçüncü hayalim; ise harabeye dönmüş eski ilkokulumu yeniden ayağa kaldırmaktır. Her gidişimde okulun önünde durur, eski öğretmenlerimi ve okul arkadaşlarımı hatırlarım. Ah, keşke burada bir kültür merkezi yapılsa... İçinde dernek binası, dinlenme alanları, aşevi ve otopark bulunsa... Gurbetten gelen, evi barkı olmayan hemşehrilerimiz burada diledikleri kadar kalabilse; dinlenip sıla hasretlerini giderebilseler derim...


Ve sonra vakit dolar... Hasta bedenim ve yorgun düşmüş ruhumla, istemeyerek de olsa yine İstanbul'un yolunu tutarım. Gönlümü, anılarımı ve hayallerimi doğduğum topraklarda bırakarak mecburiyetlerin şehrine dönerim.


Dilimde ise, Kanlıca'ya emanet ettiğim şu mısralar yankılanır:


Kanlıca köyüm bir haber sal


Kaldır engelleri, yakma canımı

Dindir yüreğimde, gönül yasımı 

Benden sana hasret, aşk yarasımı 

Kanlıca canımsın, alma ahımı

Savur bu hasreti, rüzgarlara sal ..


Senden uzaktayım, yollar çok ırak

Ömrümü bitirdim, hep gün sayarak

Yurtsuz yuvasızım, yer yok konacak

Kanlıca köyümsün, ben oldum kaçak

Yükseklerden este, serin hava sal ..


Büyükler göç etti, anılar vardı

Gençlik uçup gitti, hayaller kaldı

Terk etti dostlarda, hazanlar sardı

Kanlıca canımsın, ruhum daraldı

Çankırı’dan doğru, içten özlem sal ..


Ömür nihayette, hiç görmezmisin?

Sevgililer gitti, özlemezmisin?

Savurdun bizleri, sen bakimisin?

Kanlıca köyümsün, beni üzersin 

Orta, yaylakentten, kabre haber sal ..


Kul Ahmed-i gel gör, burda geçmişi

Okunmuyor artık, hiç esamesi 

Gelen gitmiş bir bir, ölmüş cümlesi

Kanlıca canımsın, dur bir dinle beni

Şarkı, türkülerden, bir tık hasret çal ..


(Kul Ahmed-i)

Ahmet Ali Canbaz 14/07/2026




14 Temmuz 2026 4-5 dakika 4 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar