Kar Kuşu
Yıl 1993'tü. Kış, çocukluğumun üzerine bütün ağırlığıyla çökmüştü. O güne kadar Batman'da böylesine kar yağdığını ne görmüş ne de duymuştum. Sokaklar beyaz bir sessizliğe bürünmüş, damlardan sarkan buzlar çocuk gözlerime masal diyarlarından kopup gelmiş süsler gibi görünüyordu.
Okul çıkışlarında mahallenin çocuklarıyla bir araya gelir, budanmış ağaç dallarından çatallı gövdeler seçer, eski lastik parçalarını bağlayarak kendimize sapanlar yapardık. Biz ona "çatal lastik" derdik. Kışın misafirleri olan kar kuşları dallara kondukça arkadaşlarım taşlarını art arda fırlatır, yere düşürdükleri her kuşla sanki görünmez bir yarışın galibi olurlardı.
Ben ise her defasında nişan alırken duraksardım. Parmaklarım lastiği gerer, gözlerim kuşun küçücük bedenine kilitlenir, tam bırakacakken içimde tarif edemediğim bir sıkıntı yükselirdi. Taşı bırakamazdım. Sapanım omzumda, avuçlarım boş dönerdim eve. Günler geçtikçe arkadaşlarımın alay konusu oldum. Kış bitmeye yüz tutmuştu ve ben hâlâ tek bir kuş bile vuramamıştım.
Bir gün, çocuk kalbimin taşıyamadığı o baskıya yenildim. Daldaki bir kar kuşuna nişan aldım. Lastiği çektim, gözlerimi kıstım ve taşı bıraktım.
Kuş, birden kanatlarını toparlayamayarak karların üzerine düştü.
O an içimde bir şey kırıldı.
Sanki küçücük bir kuşu değil de, masumiyetimin bir parçasını vurmuştum. Gözlerim doldu. İçimden yükselen pişmanlık, çocukluğumun ilk büyük acısıydı. Ellerimi açtım ve titreyen dudaklarımla fısıldadım:
"Allah'ım, ne olur ölmesin."
Koşarak yanına gittim. Karların üzerinde çırpınıyordu. Onu avuçlarıma almak için eğildiğim sırada ansızın silkindi, kanatlarını açtı ve gökyüzüne doğru yükseldi. Ardında ne bir kan izi vardı ne de ölümün soğuk sessizliği. Muhtemelen taş, yalnızca kanadına değmişti.
Ama benim için o anın adı başkaydı.
Bir dua göğe yükselmiş ve kabul olmuştu. Bir kuş yeniden hayata dönmüştü. Belki hiç ölmemişti; ama ben, o gün bir canın yaşamasının insana verebileceği en büyük sevinci öğrenmiştim.
Karların ortasında tek başıma kalırken, çocuk yüreğim sessizce bir karar verdi:
Bir daha hiçbir canlının canını acıtmayacaktım.
Çünkü anladım ki, başkasına verdiğim her acı, dönüp dolaşıp en çok benim yüreğime dokunuyordu.
Ve vicdanım, ilk büyük imtihanını o karlı kış gününde vermişti. O günden sonra ne zaman bir kuşun gökyüzünde özgürce süzüldüğünü görsem, içimden aynı cümle geçer:
Belki de insan, merhameti öğrendiği gün gerçekten büyümeye başlıyordur.
Batman/ Pınarbaşı Mahallesi 93'

