Kayıp İnsanlar
Her geçen yılda değişen insanlar, neyin ne olduğunu bilmeden saçma sapan şeylerle hayatlarını boşa çürütüyorlar. Öyle ki kimsenin tam olarak bilmediği kuytu köşelerde gizli günahsız insanlar var bunların nerede olduğunu nasıl geçindiğini, ne düşündüğünü, neler yaptığını bir bilseniz kendinizden tiksinirsiniz... Bir çok yarınlara ihtiyacı olan insanlar var bu insanların düşüncelerinden bir tanesi de yaptığı en ufak bir şeyde kendini suçlaması.
Keşke bir mucize olsaydı da bu insanların kalplerini fethetseydim, her geçen günüm sanki bir azap gibi neden insanlar beni anlamıyor. Onların yaptıkları günahları ben çekiyor gibiyim sanki. Onları bir an önce doğru yola çekmeliyim ama nasıl? Sanırım biraz zamana ihtiyaçları var, benim de daha çok yarınlara ihtiyacım var.
Kendilerini sürekli sorguya çekerler, bunlar inancı kuvvetli akıllı ve mantıklı insanlardır. Dünya işlerini kafalarına takmazlar, dünyanın sonu gelse bile Ama sadece insanların yaptıkları kötü işler onların canlarını sıkar. Gelin bir örnekle size iki insanı karşılaştırayım. Birincisi dünya işleriyle uğraşan bir insan, ikincisi ise anlattığım gibi inancı olan, akıllı ve mantıklı bir insan.
Birinci; Yolda yürürken karşıdan gelen kişiyi arkadaşıyla eleştirir, yorum yapar, alay eder, insanlarla dalga geçer... vs.
-
Ayy şuna bak, ilkokuldan eski sınıf arkadaşımdı
-
Hım... Çirkin bir şeymiş sanki bir yerde gördüm ben onu.
- Aman çok bakımsızdı zaten nerde görsen tanırsın yaa... Bizim mahallenin bir aşağısında oturuyor aileside pek bi fakir.
-
Öyleye benziyor, şu kıyafetine baksana... Sokak çocuğu bile ondan temiz! Ve kahkaha atarak yollarına devam ederler.
İkinci; Biriyle konuşurken empati kurarak, karşısındakini incitmeyerek, düşünerek,saygılı davranarak, anlayışlı olur,boş konuşmaz... Vs. Karşıdan gelene;
- Vay kardeşim, nasılsın nerelerdesin?
- Ya yorgunum, çalışıyorum da.
- Neyin var? Nerede çalışıyorsun?
- Uykusuzum, rahatsızım... Dikiş nakış fabrikasında çalışıyorum işte senden ne haber?
- Hımm... Geçmiş olsun. Şükür iyiyim ya. Ne zamandır çalışıyorsun?
- Sağ ol. Beş ay oldu neredeyse, nereye kadar dayanırım bilmiyorum.
-
Hayırlısı be kardeşim..
İşte nice yarınlara da böyle insanlar lazım. Yarınları boş insanlarla geçirmeyelim. Ne yazık ki dünya neslinde çocuklar yanlış eğitiliyor. Küçükken nasıl eğitilmişse büyüyünce aynı tavrı sergiliyor. Yanlış eğitilen çocuk kendini çabuk belli eder. Hal ve hareketleri kişiliğini ortaya koyar. Ama böyle kişiler bu yarınlara sürüklenirse insanlığın sonu kötü olur. Bunu değiştirmekte çok basitti. Zaten sürekli ibadet eden insan bir başka olur. Gönülden ibadet, insanı baştan aşağıya değiştirir. İşlediği günahlardan utanır, tövbe eder. İşte bizim yarınımızı bu insanlar hak ediyor. Yarınlarımızı yaşatan asıl insanlar bunlar. Bunu şöyle bir olayla pekiştirebiliriz;
Bir kadir gecesi yaşlı bir adam caminin önünden geçiyordu. O sırada camiden hızlı bir şekilde bir delikanlı çıktı, yüzü bembeyaz kesilmişti. İhtiyar dedeyi görünce selam verdi ve;- Amca saat kaç biliyor musun?
İhtiyar kolundaki saate baktı.
- Aleykümselam. Saat 1'e geliyor, dedi
Delikanlı kendi kendine tedirginleşmeye ve hızlı hızlı nefes almaya başladı.
- Aman yarabbi çok geç! deyip gökyüzüne baktı.
Yaşlı adam delikanlıya yaklaştı.
- Ne oldu, neyin var evladım.
Genç göz yaşlarına boğuldu, bir şey demedi.
-
Gel otur şöyle anlat, belki bir çare bulurum.
-
Bana tek çare rabbimdir. Çok günahım var, beni affedecek derdime tek çare O (Celle Celaluhu)'dur, dedi genç.
-
Tövbe edersen affeder Allah.
-
Ama bu günahların acısını çekeceğim, çok geç her şeyi geri çevirmek için.
-
Hiçbir şey geç değildir, Allah büyüktür seni affeder. Tövbe et, bir daha yapma, Allaha sığın...
Genç yaşlı adama baktı, gözleri yaşlarla dolu dolu...
- Siz hiç adam öldürdünüz mü? İçki içip iblisle dans ettiniz mi? Faiz yediniz mi?...
Yaşlı adamın yüz ifadesi birden değişti. İçinden rabbine, binlerce haline şükretmeye başladı.
-
Olsun, sen yine de af dile.
-
Nasıl affettirebilirim kendimi?
-
Namaz kıl, Kur-an oku, dua et, hal ve tavırlarını değiştir, insanlara iyi davran, sevap işlemeye çalış.
-
Ama ben namaz kılmayı, Kur-an okumayı bilmiyorum.
-
En kısa sürede öğren. Dedi yaşlı adam ve ayağa kalkıp camiye doğru ilerledi.
Genç ihtiyarın arkasından baka kalmıştı. Yaşlı adam abdest aldı, camiye girerek tövbe namazı ve yatsı namazı kıldı. Namaz bitince şöyle dua etti;
-
Allahım sana binlerce kez şükrediyorum. Sen beni affet. İyiki o genci karşıma çıkarttın, dersimi aldım ben! Sana sığınıyorum ya rabbim sen beni ve o genci affet. Karımın ve çocuklarımın canını çok yaktım. Sana doğru düzgün ibadet edemedim. Seni bildiğim halde, kötülük ettim. Affet ya Rab! Affet ya Rab! Affet ya Rab!
Yaşlı ihtiyarın gözyaşları beyaz sakalına doğru inmişti. Sonra yüzünü gözünü silerek evine doğru yol aldı. Kapıyı çaldı, bi süre sonra kapıyı 20 yaşındaki oğlu açtı. Karşısında babasını görünce korkulu gözlerle baktı. Babası selam verip içeri girdi. Oğlan şaşırdı çünkü Babası ona ilk defa selam veriyordu. Yaşlı adam odaya girdi ve karısı kur-an okumuş kapatmak üzereydi. Eşini görünce korkmuştu. Yaşlı adam karısına doğru yaklaştı yavaş yavaş, kadın tam ayağa kalkacakken adam eşinin önünde diz çöktü ve ayaklarını tuttu, ağlamaya başladı. Kadının içindeki korku yok olmuş ve şaşkınlığa kapılmıştı bu sefer.-
Beni affet ne olur. Hakkını helal et karıcığım! Dedi adam
Kadın da ağlamaya başladı. Kur-an'ı kerimi kenara koydu ve adamı ayağa kaldırıp sarıldı.
-
Hakkım helal olsun!
-
Oğlu onların bu halini görünce gözlerinden yaş aktı, bir iki damla.
- Gel dedi adam, oğluna.
Oğlu da onların yanına gitti ve sarıldılar birbirlerine, helalleştiler...
Aslında herkes her şeyi biliyor ama herkes bir ders aldıktan sonra mı tövbe edecek? Herkes bir gün her şeyi anlayacaktı, o gün sadece ?keşke' diyecekler çok geç olacak. Aynı bu hikâyedeki yaşlı ihtiyar gibi pişmanlık duyup ?af ? dileyecek çoğu insan. Kendilerine bir çok yarın arayacaklar, işte çoğu insan yarını şimdiden kaybediyor...