Kelebeğin Sessizliğini Dinlerken 1

Günlerden bir pazar akşamı. Sokakta oynaşıyor kediler. Az uzakta oturan bir kız var dalgın dalgın... Ağırdan yürüyorum kendisine doğru ve sebepsizce düşüyor duygularım derin bir boşluğa. Gözler.... Gözler ki düşüncelerin vücut bulmuş hâli... Gözler ki çıkarır dışarıya içimde kalmış mazimi... Bilemiyorum kaldırımlar neden bu kadar çekingen. Bilemiyorum penceredeki yüzler neden birbirine o kadar yabancı. Oysa paltoma düşerken çocuk saflığındaki  kar, ben yürüyordum evsiz kıza doğru sokak lambalarından habersiz.

Vardım yanına garibin. Elleri kenetlenmiş... Gözleri zeytin yeşili. O tombulumsu yanaklar desem okyanuslar kadar ıslak, insanlar kadar soğuk...Ne diyeceğimi bilemeden diz çöktüm yanı başına. Paltomu çıkardım üşümesin diye. Ansızın bir sıcaklık sardı beni. Öyle ki paltosuz donar sanardım kendimi. Meğerse gönül ateşi kıvılcım olmuş yanıyor içimde.

Bakıştık... O bir yabancı görmüş gibi bense karanlığın sahip olamadığı bir zavallıya bakmaktayım. Sonra hafiften kıpırdadı yanaklar:

- Şevval, dedi usulca. Anlayamadım...

- Şevval der hasta annem bana, anlamıştım. Bir ismi anlayabilmek hiç bu kadar zorlamamıştı beni. Bilemedim... Cevap vermek istedim veremedim.

- Aynalar hiç gülümser mi amca ,dedi ansızın... Şimşekler mi çarpışıyordu içimde bilemedim. Sanki bir an dilim tutulmuştu. Sonra çözülüverdi sükunetim:

- Gülümser... Şevval... Gülümser.

- Ben hiç görmedim.

-Olur mu canım. Aynalar gülümsemek için vardır.

- Ama amca benim aynalar... Benim aynalar hep çekingen. Önceden ağlamışlar gibi ıslak onların yanakları. Her gördüğüm de dokunmak , silmek istiyorum yanaklarını.

Yutkunamadım... Bu yaşta bir çocuğun ağzından bunları duymak... Ne cevap vereceğimi bilemedim. Hayatın sakinliği şaşırttı beni. Ansızın parçalandı içimdeki camdan kaleler... Ve ben... Ve ben ne kadar ömrü kaldığından habersiz bir kelebek gibi bekledim sadece.

-Amca, dedi garibim.

- Bugün rüya göreceğim. Güneşin mutlu uyandığı, kelebeklerin beni kovaladığı, aynaların gülümsediği bir rüya göreceğim. Peki ya sen...sen hiç rüya görür müsün amca ? Hani şu bitsin istemediğin türlerden.Amca... Amca büyümek güzel bir şey mi?

Değil, demek istedim bir an. Oysa el vermedi yüreğim. Daha dünyayı yalanlar ve acılarla dolu olduğunu bilemeyecek kadar küçük olan bu garibe, değil diyemedi yüreğim.

- Evet, dedim.

- Ama amca büyükleri anlamıyorum ben. Sanki hepsi gülmeyi unutmuş, oyunlar oynamayı, bulutlara şekil vermeyi ve pamuk şeker yemeyi unutmuş gibi... Hiç özlemiyor mu büyükler? Ben çocuk kalmak istiyorum amca... Yıldızlara dokunmayı, şu kirli taşlar var ya işte onları dinlemek istiyorum ben. Ben çocuk kalmak istiyorum büyümek istemiyorum.

Dayanmadım. Daha ayağa kalkmadan bir ıslaklık hissettim yanaklarımda. Kar durmuş, sokaklar yine sessiz sedasız. Cevap veremeden kalktım ayağa. O yeşil gözlere bakamadım. Yıldızlara dokunmak isteyen o kenetli parmakları alamadım avuçlarıma. Haklıydı garibim... Meğerse yanılmışım en başından beri... Meğerse "zavallı" olanlar bizmişiz... Uzaklaştım karşıda bekleyen evime doğru... Arkama bakamadım. Korktum belki de. Koşarcasına yürüdüm sadece. Kapıya uzandı elim. Kapıyı açtım ağırdan ağırdan. Ve geceye bir dilek bırakmak istedim. Şevval... Şevval, dokunsun istedim yıldızlara... Bir kelebek habersizliği olsun istemedim belki. Belki bugün aynalar gülümserdi. Bilemedim... 

06 Kasım 2021 3-4 dakika 9 öyküsü var.
Beğenenler (8)
Yorumlar (3)