Kendim İçtim Kendim Baktım
- Canım kahve çekince sağ olsun hanım hemen yetiştirdi kahveyi... Yanında da bir iki küçük mini mini çikolata ile birlikte pek de güzel gidiyor... Bir höpürdettik, iki höpürdettik zaten küçücük fincanlar bir de bakmışsın telvesine gelmişsin...
- Eeeee kahve falsız olur mu? Olmaz da derler, ama ben kahve falı baktırmam, baktırana da kızarım sevmem de... Tamamen uydurma ve de dine de aykırı şeyler bunlar... Beylik cümleler hep aynıdır, yok efendim yüreğiniz kabarmış, üç vakte kadar beş vakte kadar müjdeli bir haber alacaksınız. Cümlelerin ucu hep açık, üç vakit üç haftada olur, üç ay da olur, üç yılda olur, sallamasyon işte... O fal bakan salladı mı benimde ona ''Atma Recep din kardeşiyiz şunun şurasında.'' diyeceğim geliyor...
- O zaman kendim kendimin falına bakarım ben de... Şimdi sıralıyorum kendime palavraları, sıkı durun!
- Ahmet, koçum senin yüreğin elmalı kek gibi olmuş kabarmış bayağı... Ama sana bir kaç vakte kadar da yol gözüküyor. Yol derken dört şeritli gidiş gelişli otoban farz et. ''Hakikaten de öyle nişan var kayınçonun oğlunun oraya gideceğiz epey de uzak bir yer ta Edirne sınırında bir yerde.'' Nasıl bildim yahu!
- Bak şurada bir kuş var ağzında bir dal parçası... Yürü git lan ne kuşu muşu ben bir şey görmüyorum, sallıyorsun yine işkembe-i kübradan... Şimdi tutup kuşun dişi mi erkek mi olduğunu da söyleyeceğim ama olmayacak. Beş yüz çeşit kuş var. Serçe, Leylek, Kartal, Doğan, hepsi kuş...
- Ha bir de şurada beyaz bir at görünüyor. Yahuuuu! Saçmalama ne atı hem de beyaz meyaz diyorsun. Kahve fincanın içine at nasıl girsin? Hiç mi akıl yok sen de?
- Yok yok! Bu fal mal iş değil kesinlikle... Başkasına zaten baktırmam da espri olsun diye kendi içtiğim kahveden fal bakayım dedim, onu da beceremedim. Buradan kahve falına meraklı arkadaşlara sesleniyorum, bırakın bu boş işleri de daha düzgün iş ve uğraşlar edinin... Bir yaralı vatandaşta ''Fallara baktırdım çıkmıyorsun yollara baktım gelmiyorsun ben de yattım uyudum.'' demiş... Ne de iyi etmiş...