Küçük Yolcu
Bu yazı, 27.08.2011 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesin'de eşimin muayenesinden sonra Yalova'ya dönecektik. Fakültenin önünden belediye otobüsüne bindik. Elimizde çantalarımızla -inmesi kolay olsun diye- boş koltuklardan kapıya en yakın olana oturduk. Ayaklarımızın dibine çantalarımızı yerleştirdikten sonra günün yorgunluğunu çıkarıyormuş gibi birer ''oh!..'' çektikten sonra geriye doğru yaslandık. Saat beş sıralarıydı. Mevsim nedeniyle kısa günlerde olduğumuz için akşama az bir zaman kalmıştı. Bir-birbuçuk saat sonra güneş inmiş olacaktı.
Yerimizde rahatladığımızı hissedince hastalıkla ve bize söylenenlerle ilgili kendi aramızda konuşmaya başladık. Konuşurken eşimin bana bakmayıp bir yerlere dikkat kesildiğini fark ettim. Cam kenarında oturduğu için bana doğru dönünce otobüsün içine doğru yönelmiş oluyordu bakışları. Benin ise dışarıya doğru... İlgimi çeki bu hali ve sormak zorunda kaldım.
-- ''Ne oldu, nereye bakıyorsun sen öyle pür dikkat?
Kafasıyla işaret ederek,
-- ''Şu çocuğa'' dedi.
Kafamı çevirdim, otobüsün koridorunda 4-5 yaşlarında bir erkek çocuk, öne arkaya doğru elleriyle yolculara da sürtünerek ileri geri koşuyor. Sanki arabayı o kullanıyormuş gibi dudaklarını titreterek ''buu, rrrrr'' diye sesler çıkararak, bir öne bir arkaya gidip geliyordu.
Belirli bir süre ben de dikkatle izledim. Sonra kimsenin ilgilenmediğini fark ettim. ?'Acaba kimin çocuğu, neden ilgilenmiyorlar?'' diye düşünmeye başladım. Birilerinin yanına gidip durmasını ya da annesinin babasının '' yeter artık gel buraya'' demesini beklemeye başladım.
Otobüs iyice dolmuş, koridorda yolcular çoğalmıştı.Çocuğun koşuşturması sona erer, ailesi artık sahip çıkar diye bekledim durdum. Fakat, kimsede bir kıpırdanma yoktu. Ne çocuğa sahip çıkan, nede yapma git annenin yanına otur diyen oluyordu. Merakım iyice arttı. İçimde aileye karşı bir kızgınlık başladı.Otobüs tenha iken neyse ama, artık koridordakilerin bacakları arasından iteleye kakalaya geçmeye çalışıyor, herkesi rahatsız ediyordu. Dahası ayaklar altında ezilebilecek diye de endişe ediyordum. Bir ara yüksek sesle '' kim bu çocuğun annesi-babası'' diye seslenmek, sormak geçti içimden. Sonra olacakları izlemeye karar vererek vazgeçtim. Zaten kimse ilgilenmiyor, rahatsızlık göstermiyordu.
Her durakta inen yolcuların yerine yeni yolcular biniyor, çocukla ilgilenen olmuyordu. Bizim otobüse bindiğimizde var olan yolculardan, sadece önümüzde oturan ve karı-koca olduklarını tahmin ettiğim iki kişi kalmış, diğerleri hep inmişlerdi. ?'Eğer bunların da değilse şoförün çocuğudur'' diye düşündüm. Kararımı verdim. Ya şoförü ya da önümdeki koltukta oturan iki yolcuyu -son durakta- bu ilgisizlikleri nedeni ile azarlayacaktım.
Son durak Sirkeci Garı karşısındaki duraktı. Buradan sonra otobüs değişik yoldan geldiği tarafa geri dönecekti. Durağa geldiğimizde inmek için en sonu bekledim. Tüm yolcular indi. Ben, eşim, çocuk ve şoför kaldık otobüste. Çocuk Boşalan otobüste öne ve arkaya koşturmaya devam ediyordu. ?'Anlaşıldı, şoförün çocuğuymuş'' diye düşündüm. Fakat, çocuğun varlığından habersiz gibi duran şoförün bu kadar vurdumduymaz olmasına sessiz kalmak istemedim. İnmeden bir şeyler söyleme lüzumunu hissettim. Ters konuşursa da basacaktım azarı...Yanına yaklaştım,
-- ?'Kaptan bu çocuğu şöyle yanı başında tutsan, veya ayaklar altında ezdireceğine annesiyle bıraksaydın daha iyi olmaz mıydı?
Şoför öne doğru bakan başını bana doğru çevirdi, biraz şaşkın, biraz rahatsız olmuş bir eda ile,
--?'Ben ne karışırım elalemin çocuğuna, ben çocuk bakıcısı mıyım abi'' demez mi?
Şaşırmış kalmıştım. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Kısa bir sessizlikten sonra,
--?'Hadi abi benim işim var, inin artık. Yola devam edeceğim ben.''
-- ?'Dur, dur!.. Bu çocuk senin değilse burada işi ne? Kimse almadığına göre ben senin sandım ve biraz sitem etmek istedim sana. Şimdi ne olacak?
-- ?'Ne bileyim ben. Anası-babası düşünmemiş, ben nasıl düşüneyim ne olacağını? Ben saat onikiye kadar bu hatta dönüp duracağım. Bir de elaleme çocuk bakıcılığı yapamam ya.''
-- ?'Bari bir karakola, bir polise teslim etsen.
-- ?'Benim ona ne elim erer, ne de vaktim olur abi. Gece onikiye kadar gelip alan olursa olur yoksa ben onunla ilgilenemem. Habersiz bindiği gibi, habersiz inebilir de. Ben onu mu gözetleyeceğim bu kalabalıkta, bu trafikte?
Şoför haklıydı. Ne yapmak lazımdı? Çocuğu indirsem ne yapabilirdim? Biz de Yalova'ya gidecektik. Zamanımız daralıyordu. Eşime,
--?'Sen beni burada bekle. Ben geri dönüp bu çocuğu evine veya mahallesinde bir karakola ya da bir polise teslim edip döneyim. Dedim.
Eşimin itiraz etmemesi işimi kolaylaştırmıştı. O indikten sonra, ben de çocuğun elinden tutup hemen şoförün arkasındaki koltuğa oturduk. Yol boyunca çocukla konuştum. Adını, annesini, babasını, ne iş yaptıklarını, nerede oturduklarını sordum. Cin gibi bir çocuk. Bütün sorduklarıma yaşından beklenmeyecek bir düzgünlükte cevaplar veriyordu. Korku, çekinme, yabancılama gibi şeylerden haberi yok. Sanki babası, amcasıymışım gibi rahat, samimi davranıyordu. Hatta daha ileri gidip yüzümle, ellerimle, gömlek, ceket düğmelerimle oynuyor, burnumu sıkıyordu. Ahbaplığımız iyice ilerlemişti.
Yol boyunca epeyce bilgi almıştım çocuktan. Evlerine en yakın durağı bilip bilmediğini sordum, parmakları ile göstererek,
-- ?'Hastaneden bu kadar önceki durakta ineceğiz'' dedi.
İki parmağını gösteriyordu. Şoförden yardım istedim.
--?' Tamam. İki durak önce indiririm.'' dedi.
Şoförle konuşmamı engellemek istermiş gibi ağzımı kapatmaya çalışarak,
-- ?'Ben biliyorum, ben biliyorum. Ben söylerim sana.'' diyerek beni susturdu.
Onun bu aktivitesi beni hem rahatsız ediyor, hem de hoşuma gidiyordu. Ellerini yüzümde göğsümde gezdirmesi hoşuma gitmiyordu ama, zeka fışkırıyor olması sanki aklımı karıştırıyordu. Gayri ihtiyari, eğitiminin nasıl olursa, nasıl bir geleceğin onu beklediğini düşünüyordum.
Ben bu düşüncelerle kafa yorarken, göğsümü iteleyerek,
-- ?'Geldik geldik. Durunca ineceğiz.'' dedi.
Şoföre doğru eğilerek sormak istedim. O, ne yapacağımı anlamış gibi engellemeye çalıştı. Fakat bu kez ağzımı değil, öne eğilmeme mani olmak istiyordu.
-- ?'Kaptan, ?'geldik'' diyor bu delikanlı ama... Ne dersin inecek miyiz?''
-- ?'Evet, bu durakta ineceksiniz. İnşallah doğru biliyordur.
Kaptan da, ben de tereddüt ediyorduk.
-- ?'Hadi hayırlısı!.. İnşallah dediğin gibidir.''
Az sonra durağa geldik. Ne olur ne olmaz diye elinden sıkıca tutarak otobüsten indik. Evin yolunu doğru bildiğini göstermek istermiş gibi kolumu çekerek bir yöne doğru asılıyordu.
-- ?'Dur yahu ne çekeleyip duruyorsun? Nereye gideceğiz? Eviniz ne tarafta'' dedim.
Boştaki koluyla işaret ederek,
--?' Bu tarafta, sonra bu tarafa döneceğiz, sonra da doğru gideceğiz. Sonra da bizim eeevvv.'' dedi.
-- ?'Hadi öyleyse'' dedim endişeli endişeli. ?'Götür bakalım beni evinize.''
Konuşa konuşa, tahminen on-onbeş dakika gittikten sonra gece kondu mahallesine geldiğimizi fark ettim.
-- ?'Yanlış gitmiyoruz değil mi?'' diye sordum.
-- ?'Orası bak, bizim evimiz orası işte.'' diye -işaret ederek- evlerini gösteriyordu.
Az sonra bir evin önünde durdu. Köy evlerini andıran tek katlı, kerpiç, taş ve ahşap karışımı yapılmış bir gecekonduydu bu ev!..
Evin yolunu bildiğini, bana doğru söylediğini ispat etmek istercesine, gururla,
-- ?'Burası...Bak, nasılmış, işte geldik? '' dedi.
Büyük bir endişe ile, kapıyı kimin açacağını, kiminle karşılaşacağımı merak ediyordum? Ben kapıyı çalarken o da ?'anne, anne'' diye bağırıyordu.
Az sonra kapı açıldı. Kucağında altı-yedi aylık olduğunu tahmin edebildiğim bir bebekle genç bir kadın çıktı. Taşradan geldikleri anlaşılıyordu. Beni çocuğuyla görünce, biraz çekingen tavırla,
-- ?'Buyurun, amca, kimi aramıştınız?'' diye sordu.
Eğitimsizliğini, taşralı oluşunu düşünerek kafamda tasarladığım söyleyeceklerimin hepsinden, çocuğa olan ilgisizliklerinden dolayı kızgınlığımdan vazgeçtim.
-- ?'Kızım, bu çocuk sizin mi? diye sordum.
Mahcup bir tavırla,
-- ?'Evet amca bizim. N'oldu? Bir zarar mı yaptı?
-- ?'Hayır kızım, bana bir zarar yapmadı ama, size ve kendisine telafisi olmayacak zararlar yapabilirdi. Ben, bunu Cerrahpaşa Hastanesi durağında bindiğim otobüste gördüm. Sirkeci'de otobüs boşalınca onu şoförün çocuğu sandım. Fakat değilmiş. Eşimi orada bırakıp, alıp getirdim. Amacım anasına-babasına çekişmekti ama, seni görünce vazgeçtim. Neden başıboş bırakıyorsunuz bu çocuğu kızım? Koca şehirde herşey gelebilir başına. Üzülmez misiniz sonra yavrum?
-- ?'Bu gün dördüncü bu amca, başa çıkamıyoruz ki?'' Deyince kan beynime sıçradı. Kendimi zor tutarak,
-- ?'Babası nerede bunun?''
-- ?'İnşaatlarda çalışıyor.
-- ?'Nerelisiniz siz? Ne zamandan beri buradasınız?
Biraz çekingen, sanki istemeden cevap veriyormuş gibi, nereli olduklarını söyledi. İstanbul'a geleli bir buçuk yıl, bu eve geleli de üç ay olmuş.
Fazla konuşmanın bir yarar sağlamayacağını, hatta çocuğa kötü muamele bile edebileceklerini düşünerek, bir baba şefkatiyle; çocuğun çok akıllı, zeki, cesur bir çocuk olduğunu, ama böyle ilgisiz olurlarsa başına hoş olmayan şeylerin gelebileceğini, mahalleden ve evden uzaklaşmaması için neler yapmalarının gerektiğini mümkün olduğu kadar kısa, özet olarak anlattım. Çocuğa katiyen şiddet uygulamamalarını -sıkı sıkı- tembihledim. Sonra, çocuğu biraz okşadım, sevdim.
-- ?'Sakın annenden, babandan habersiz bir daha böyle geziye çıkma. Evden uzaklaşma. Bak annen sen yokken merak ediyor ve korkuyormuş. Kardeşin daha küçücük. Sen ise kocaman bir delikanlısın. Evden ayrılıp anneni üzme. Hadi söz ver bakalım bana'' dedim.
-- ?'Söz.'' dedi.
-- ?'Neyin sözü?''
-- ?'Annemi yalnız bırakmayacağım. Evden kaçmayacağım. Otobüslere yalnız binip gezmeyeceğim.'' dedi.
Bu zeki, akıllı, çocuk beni çok ama çok derin düşüncelere daldırdı. Hayatta nasıl bir sürpriz bekliyordu onu? Bu zeka sönüp kaybolacak mıydı? Yoksa gelişip, eğitilip kendisi, ailesi, vatanı, milleti ve insanlık için faydalı biri mi olacaktı? Bu düşünce yoğunluğu içinde anlından, yanaklarından tekrar tekrar öptüm. Minicik ellerini sevdim, büyük bir adammış gibi sıktım.
-- ?'Hadi, hoşça kal. Sözünü unutma!..'' deyip ayrıldım.
Arkamdan,
-- ?'Unutmam,'' diye bağırdığı hala kulaklarımda çınlıyor.