Kül Saati 1 Bölüm

Kül Saati 1 Bölüm

Bölüm 1

Kasabada zaman, kimsenin fark etmediği bir yerinden çatlamıştı. Saatler yine ilerliyor gibi görünüyordu ama aslında aynı anın etrafında dönüp duruyorlardı. Bunu ilk fark eden, saat tamircisi Harun oldu.

Harun’un dükkânı, kasabanın en eski sokağındaydı. Taş binaların arasında sıkışmış, vitrininde yıllardır aynı cep saatlerini sergileyen dar bir yer. Camın arkasındaki saatlerin hiçbiri aynı zamanı göstermezdi. Harun bunun özellikle böyle olmasını isterdi. “Zaman tek bir şeye sığmaz,” derdi gelen müşterilere. Çoğu bunu bir tuhaflık, bazıları ise yaşlılığın etkisi sanırdı.

Oysa Harun yaşlı değildi. Sadece çok şey görmüştü.

Kasaba, haritalarda adı zor bulunan, trenlerin yalnızca yanlışlıkla durduğu bir yerdi. İnsanlar burada doğar, burada evlenir ve genellikle burada ölürdü. Gidenler olurdu elbette, ama gidenlerin hikâyeleri geri dönmezdi. Geriye sadece suskunluk kalırdı.

Her şey, kasabanın ortasındaki eski saat kulesinin bir sabah durmasıyla başladı.

Kimse ilk gün fark etmedi. İkinci gün de. Üçüncü gün, okulun zili çalmayınca çocuklar sevindi; öğretmenler ise rahatsız oldu. Dördüncü gün, cenaze namazına gelen imam vakti kestiremedi. Beşinci gün, insanlar aynaya baktıklarında yüzlerinde tuhaf bir yorgunluk gördü; uykuyla geçmeyen bir yorgunluk.

Altıncı gün, Harun dükkânını kapattı.

Kulenin kapısına ilk giden oydu. Elinde çantası, cebinde dedesinden kalma anahtarlarla. Kapı yıllardır kilitliydi ama anahtar hâlâ uyuyordu; küçük bir dönüşle açıldı.

İçerisi serindi. Taş duvarlar zamanı emmiş gibiydi. Merdivenler yukarı doğru daralarak yükseliyordu. Harun her basamakta başka bir anı hatırladı: annesinin gülüşü, babasının suskunluğu, kasabadan gitmek isteyip gidemediği gün.

Saat mekanizmasının olduğu yere vardığında, durdu.

Saat kırık değildi.

Sadece… boştu.

Dişli olması gereken yerde ince bir kül tabakası vardı. Parmaklarıyla dokundu; kül havaya karıştı ve kısa bir an için şekil aldı. Bir yüz. Sonra dağıldı.

Harun ilk kez korktu.

O akşam kasabada bir rüya yayıldı. İnsanlar aynı şeyi gördü: Kum gibi akan saatler, ellerinden kayan anlar, isimlerini unuttukları sevdikleri. Sabah uyandıklarında, küçük ama rahatsız edici bir şeyi hatırlayamadıklarını fark ettiler. Kimi dün yaşadağı şeyler  kimi anılarını, kimi evinin kapı numarasını, kimi de neden mutsuz olduğunu.

Yedinci gün, kasabaya bir kadın geldi.

Adı Lâl’di. En azından kendini öyle tanıttı. Konuşurken sesi yumuşak ama keskin bir bıçak gibiydi. Harun’un dükkânına girdiğinde, saatlere uzun uzun baktı.

“Bunlar zamanı göstermiyor,” dedi.

“Zaman zaten gösterilmez,” diye cevap verdi Harun. “Yaşanır.”

Lâl gülümsedi. “Kasabanız zamanı tüketmiş.”

Harun ona kulenin anahtarını gösterdi. “Bunun ne olduğunu biliyor musun?”

Lâl başını salladı. “Kül Saati. Her kasabada olur. Ama çok azı sonuna kadar dayanır.”

Harun “Sonu mu var?”

Lal “Her şeyin var.”

Lâl anlattı: İnsanlar acıdan kaçtıkça, hatırlamak istemediklerini bastırdıkça zaman yavaş yavaş küle dönüşürmüş. Unutulan her şey, saatlerin içinden eksilen bir dişli olurmuş. Kasaba, yıllarca susarak, yüzleşmeyerek, gitmesi gerekenleri tutarak kendi zamanını yakmış.

“Peki şimdi?” diye sordu Harun.

“Şimdi biri hatırlamalı,” dedi Lâl. “Her şeyi.”

O gece Harun kuleye çıktı. Yalnız. Yanında ne çanta vardı ne anahtar. Sadece kendisi.

Külün içine ellerini daldırdı.

Hatırlamaya başladı.

Gitmek isteyip gidemediği günleri. Babasına söyleyemediklerini. Sevdiği kadının adını söyleyemeden başka biriyle evlendiği anı. Annesinin ölümünde hissettiği rahatlama suçunu. Kendi sessizliğini.

Her hatıra, külü ağırlaştırdı. Saat mekanizması yavaş yavaş şekillendi. Dişliler acıyla, pişmanlıkla, kabullenişle yerine oturdu.

Aşağıda kasabada insanlar ağlamaya başladı. Sebebini bilmeden. Sonra konuşmaya. Yıllardır saklanan kelimeler döküldü. Evlerin ışıkları yandı.

Saat kulesi gece yarısı çalıştı.

Ama Harun aşağı inmedi.

08 Ocak 2026 3-4 dakika 2 öyküsü var.
Beğenenler (2)
Yorumlar