Madalyon'un Öteki Yüzü : Mısır
Bu yazı, 25.05.2017 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Bir temmuz sıcağında iki arkadaş çıktık yola. Güya şehri gezecek fotoğraflar çekecektik. Antik Mısır dönemine ait hediyeler alacaktık sevdiklerimize, bir de dünyanın en eski deniz fenerinin bulunduğu bu sahilde dubaların üstünde boğucu arap memleketinin hararetini kesmek için bir iki meşrubat içecektik... İskenderiye (Alexandria);vali Kavalalı'nın memleketi eski Osmanlı eyaleti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye'den başkaldırmış hünkara. Taa Mısırdan kılıcını kuşanıp ordusuyla kalkmış gelmiş Kütahya'ya kadar. Hedef İstanbul, hedef payitaht. İstanbul o zamanlar hanedanın başkenti anlaşmalar yapılmış o dönem Kavalalı yollanmış gerisin geri Mısır'a. Gerisini tarihçiler anlatsın... İskenderiye şehir merkezine büyükçe bir heykeli dikilmiş Kavalalı'nın. Atının üstünden tüm heybetiyle 'ben Mısır valisiyim' diyor. Atının yönünü tam da İstanbul'a çevirmiş.
Daha o zaman Mısır'da halk isyanı başlamamıştı ama insanlarda huzursuzluklar vardı yönetimle ilgili.Kahire (Cairo)'nin Tahrir Meydanı'nda o zamanlar seyyar satıcılar vardı bir de sevgilisine tutunmuş eller. her şey rutin düzende idi kendilerince!! Tahrir Meydanı'nın adının gazetelere manşet, ana haber bültenlerine sıcak gelişme olarak kamuoyuna sunulmasına altı ay vardı... Şehir merkezine doğru aheste aheste ilerliyoruz etrafa bakınarak Arap saçı(!)na dönmüş trafik içinde. Zira Arap ülkelerinin çoğunda trafik kuralı yoktur. uyarsan eğer kurallara,kuralsızlık etmiş olursun..! Neyse...(?) Geçiyoruz dükkan ve mağazaların önünden kaldırımlardaki çöp yığınlarının üstünden atlayarak. Arada bir yabancı olduğumuzu anlayan hediyelik eşya satan dükkan sahipleri yanaşıyor 'my frend','you are wellcome', 'one minute', 'come on please' diye. Türkleri çok seviyorlar ve hemen hemen hepsi Türkiye hayranı. Türkiye ile ilgili konuşanlar var bildikleri kadar. Davos'ta Başbakan'ın 'one minute' çıkışı çoook hoşlarına gitmiş. gurur duyuyorlar, number one diyorlar. İstanbul'u bilmeyen yok. İstanbul'un adı Türkiye'den evvel geliyor onlar için. İlerledik.amma ve lakin hedef şaştı tabi...Biz yaşlarda bir Arap genci laf atmaya başladı yabancı olduğumuzu anlayınca. Önceleri yüz vermedik ama nafile, yapıştı!!! Hiphop tarzı kıyafeti, boynunda ta göbek deliğine kadar inen madalyon. bol t-shirt ,kot pantolon, converse ayakkabı başında şapka çakma nayk (nike)... Diğer Araplardan farklı, bilemezdik ki daha sonra başımıza gelecekleri...Girdik arkadaşla meşrubatçıya...Nil Nehri'nin kıyılarında yetişen '' sıkılmış şeker kamışı suyu'' içecektik. Bizim madalyon ayrılır mı peşimizden.İsmini bile bilmediğimiz bu insana ''madalyon'' lakabı taktık. Neyse içtik içeceğimizi.Madalyon: 'Hesabı ben öderim.' diye çıktı öne. Yok, olmaz dedikse de ödedi ve çıktık. iskenderiye'ye ilk defa geldiğimizi zannediyor herhalde. Bilmiyor ki 15 yıldır sokak sokak cadde cadde gezdiğimiz ve bildiğimiz şehir... Epey bir süre sonra taksi ile geri döneceğiz, karar verdik. Derler ya hep:' Madalyonun bir de öteki yüzü var...',doğruymuş heyhat ve gördük Madalyon'un diğer yüzünü. Tam taksiye biniyoruz derken yapıştı yakamıza, bırakmıyor. Sorduk: 'Ne istiyorsun?' diye. 'Eee?' Diyor. 'Size şehri gezdirdim o kadar, bana 50 Mısır Pound'u vereceksiniz!!! 'Ben sizin için yoruldum rehberlik ettim size.' demez mi? Fakat biz ondan yardım istemedik ki. Tartışma büyüdü,Arapça küfürler havada uçuşuyor.Horozlandık Arap topraklarında, sonra soluğu polis karakolunda aldık. Arapça bilmiyoruz. Korkuyoruz bu madalyon hem bizim paramızı alır hem de kodese tıktırır diye. Gerginlik içinde bekliyoruz karakolda, kanunların nasıl işlediğini bilmiyoruz, tedirginlik dizboyu. Arada arkadaşla dalga geçiyoruz birbirimizle, biz bu gece burada demir parmaklıklar ardında yatar, sabah gün ağarmadan Kahire'de kadı'nın huzurunda şeriat mahkemesinde yargılanırız diye...Bir süre sonra pasaportlarımızı aldılar, bekledik...Her geçen dakika tedirginliğimiz artıyor bu gece buradan çıkamayız diye Koskoca polis merkezinde İngilizce bilen polis aranıyor ki ifademiz alınsın. Bu arada bizim madalyonun iki polis koluna girmiş götürüyor, eyvah dedik...Allah sonumuzu hayır eylesin. daha sonra polis müdürü çağırdı bizi durumdan haberdar girer girmez kapıdan içeri selam verdik bize geri verilen pasaportları teslim ettik polis müdürüne buyrun beyler oturun dedi tedirginlikten koltukların ucunda oturuyoruz bir taraftan yandık diye geçiyor içimizden arkadaş anlattı tabi işte biz buraya şu vesile ile geldik başımıza bunlar geldi zorla paramıza el konulmak istendi darp edildik biz Mısır halkının insanlarının çok centilmen ve iyi insanlar olduğunu biliyor demokrasi ile yönetilen mısır gibi bir ülkede başımıza bunların geleceğini hiç hesap etmemiştik bu madalyon istisna diyordu arkadaş Türk ve Mısır halkı kardeştir müslümanız dedikçe polis müdürü gururlanıyor evet haklısınız evet haklısınız diyordu Mısır'da her şey mükemmel diyen arkadaş polis müdürünün gözünde bize artı değer katıyordu.vay be biz neymişiz der gibi bakıyordu polis müdürü az sonra iki polisin koluna girdiği madalyon dalı bucağı kırılmış şekilde içeri girdi gözümüzün önünde madalyonu falakaya yatırdılar biz görelim diye cezası ayakta kesildi tabi başka sabıkaları da çıktı madalyonun devamlı suretle Mısır'a gelen yabancılara sırnaşırmış bu arada Mısır'da yabancılar gerçekten kanun önünde kollanıyor bu Mısır'a gitmek durumunda olanlar için başlarına herhangi bir olumsuzluk gelirse hiç çekinmeden polise gitmelerini öneririm.