Metcezir

Metcezir

                                 Ferhat Güneş'e...

 Sık ağaçlıklı bir portakal bahçesindeyim, ince bir rüzgar saçlarımdan geçip, portakalın baş döndüren kokusunu getiriyor.Portakal bahçesinde yürürken yolun sonunun denize çıktığını görüyorum. "Burada bütün yollar denize ulaşır bunu nasıl unutursun" diyorum içimden. Bu sonsuz mavilik bana ayrı bir güven veriyor ve hızlı adımlarda maviliğe kavuşmak istiyorum. Yürüyorum yürüyorum ama bir türlü denize ulaşamıyorum. Birden denizin kenarında oluyorum gün gece yarısı deniz beni kendine çekiyor. Yüzüyorum ama ilerleyemiyorum, nefesim kesiliyor. Deniz beni suyun altına doğru çekiyor karşı koyamıyorum.Suyun altındaki yosunları, midyeleri görüyorum. Yukarı çıkmak istiyorum ama ayaklarıma, kollarıma söz dinletemiyorum, nefesim kesiliyor beynimde bir gıcırtı hem tanıdık hem uzak nereden geldiğini bilmiyorum. Sanki deniz bir beni zincire vuruyor. Gıcırtı sesi beynimde büyüyor büyüyor... 

Nefes nefese uyandı ve bunun bir rüya olduğuna çok sevindi. Saate baktı saat 03.32. Rüyasındaki gıcırtı hala duymaya devam ediyor rüyada olduğunu zannederken, sağına döndüğünde alacakaranlıkta bu sesin kardeşinin dişlerinden geldiğini görmesi yüzünde anlamsız bir gülümseme yarattı.Yatağından doğrulup mutfağa su içmeye gitti.Mutfaktan döndüğünde kardeşinin dişlerinden gelen bu gıcırtıyı kesmek için eline su döküp kardeşini uyandırmayı aklından geçirdi ama kıyamayıp yastığını ve yorganını alıp uykulu bir bedenle salondaki kanepeye uyumaya gitti.

Sabah annesin mutfakta kahvaltı hazırlamak için çıkarttığı seslerle uyandı.Uyku sersemi neden burada uyuduğunu anlamadı ilk önce ama,daha sonra dün geceyi hatırladı. Yatağından doğruldu ve ayaklarını sürüye sürüye mutfağa annesinin yanına gitti. Güzel ve içten bir ses tonuyla "Günaydın "dedi. Annesi "Günaydın "dedi arkası dönüp peynirleri dilimlerken."Bütün gece heyecandan uyuyamadın kendini salona attın değil mi" dedi annesi genç kıza. Kız rüyasından annesine bahsetmek istemedi. "Her şeye hakimsiniz bakıyorum da yine gözünüzden bir şey kaçmıyor Sultan Hanım "dedi kız. Gülerek odasına üzerini değiştirmeye gitti.Kardeşi hala uyuyordu, dün geceki gıcırtı kesilmişti. Kardeşine bir iki saniye kısa,merhamet ve sevgi dolu bir bakış attı. Bugün güzel ve önemli bir gündü, mutsuzluğa, umutsuzluğa ve negatif duygulara yer yoktu. Gardolabından bugün giyeceği kıyafetleri seçti. Siyah pantolon,sarı ve yeşil çiçekleri olan kolsuz gömleğini ve siyah ceketini çıkarttı, giyindi, saçını ve makyajını yaptı. Aynadaki yansımasını oldukça beğenmişti, aynada kendine güvenen güzel bir kız görüyordu. Salona gittiğinde kahvaltı hazırdı önden kahvaltısını yaptı, çünkü iş görüşmesine 1 saat kalmıştı.Kahvaltısını yapıp son hazırlıklarını tamamlayıp evden ayrıldı. Yol boyunca içinde tuhaf bir duygu vardı, hayatının yeni bir evresindeydi. Öğrencilik hayatı bitmişti artık çalışan ayakları üstünde duran bir birey olma zamanıydı. Görüşme saatinden 15 dakika öncesinden işyerindeydi. İşyeri şehrin en büyük holdingiydi,öğrencilik zamanında burada staj yapmak istemişti ama kısmet olmamıştı. İçinden bu sefer çalışan olarak geleceğim dedi. Bekleme salonunda kendisiyle birlikte dört kişi vardı. Karşısındaki ikili koltukta oturan çiftin mühendis olduğunu kulak misafiri olarak öğrenmişti.Sol çaprazında ise zayıf, uzun boylu, kalın gözlükleri olan, siyah takım elbise giyen, soğukkanlı bir eda takınan bir delikanlı vardı. Biraz zaman sonra orta boylu,güzel ve samimi tavırlı bir sekreter bekleme odasındaki kişileri toplantı salonuna aldı. Onları uzun boylu,kırk kırk beş yaşlarında kel bir adam karşıladı. Adam holdingin insan kaynakları müdürü olduğunu, holdingin kuruluşunu,kaç bölümden oluştuğunu, yeni açılacak olan fabrikada ne üretileceğine, hangi alanlarda istihdam edileceğinden, çalışma koşullarından kısaca bahsetti. Sırasıyla mülakata katılan kişilere kendilerini tanıtmalarını istedi. Tanışma  süreci bitince müdür "Bu mülakata sizlere karşılaşabileceğimiz bir sorun paylaşacağız, sizlerde çalışma arkadaşları olarak bu sorunun çözümü için tartışacaksınız, bakalım sorun nasıl çözülecek" dedi.Sekreter herkese içinde sorunun yazılı olduğu kağıtları dağıttı. Müdür "İlk olarak sizlere okumanız ve düşünmeniz için 15 dakika düşünme süresi veriyoruz daha sonra ise sorunun çözüm yollarını konulaşalım" dedi. Genç kız önünde duran kağıdı okudu fakat sorunun çözümü hakkında aklına bir şey gelmedi. Sanki beyni durmuştu,okuduğunu anlama kabiliyeti elinden alınmış gibi hissetti. Metni tekrar tekrar okudu. Metni okuyordu ama gözünden sadece harfler, kelimeler,cümleler geçiyordu.Kalemi elinde hızlı hızlı çevirmeye başladı.Kağıda bir iki şey not aldı ama bunlar sorunun içinde olan faktörlerdi. 15 dakika doldu. Müdür problemin tartışılabileceğini söyledi. İlk sözü kendini tanıtırken dahi çok konuşan,bekleme salonunda sol çaprazında oturan işletmeci aldı. Problemin çözümü hakkında o kadar şeyler saydı ki genç kız o kadar fikri on beş dakikada nasıl aklına geleceğine şaşırdı. Mühendis çiftin erkek olanı, mesleki jargonda bir iki şey söylemişti. Müdürün yüzündeki beğeni ifadesi herkesin gözünden kaçmadı.Mühendis çiftin kız olanı ise, problemin çözümü hakkında partnerinden aşağı kalır yanı yoktu. Genç kızda konuşmak istiyordu, dinlediği çözüm yolları zihninde bir şeylerin canlanmasına,fikirlerin gelmesine yol açmıştı ama ağzına kelepçe vurulmuştu. Sesi çıkmıyor, dili oynamıyor gibiydi. Sonunda müdür "Siz bu konuda ne düşüyorsunuz Umay Hanım?" dedi. Genç kızın boğuk ve kısık sesle bir şeyler söyledi fakat konuşması bittiğinde diğer kişilerin söylediklerine benzer çözüm yolları sunduğunu, olaya mesleki açıdan yaklaşmadığını fark etti. İş yerinden buğulu gözlerle, kaçar gibi çıktı. Kendisine ne olmuştu. O kırk beş, elli dakikalık bir zaman diliminde sesi kesilmiş,ruhu karanlığa gömülmüştü. Birisi ne oldu sana diye sorsa gözlerinden yaş gelecek durumdaydı. Bu iş görüşmesinden oldukça umutluydu, şimdi ise umudun küçük kanatları gerçeğin ağırlığını kaldıramıyordu.Kısık, sadece kendisinin duyabileceği  bir sesle" Yapma Umay, Umay, Umay, Umay sakin ol sadece bir iş görüşmesi" diyordu.Yüreğindeki ağırlıkla kendini sahildeki banklardan birine attı.Derin nefesler çekerek denizin tuzlu kokusunu ciğerlerine doldurdu. Deniz havası iyi gelmişti ama içindeki sesler susmak bilmiyordu. Seslerden biri "Bu nasıl oldu, nasıl sesin çıkmaz,sen yetersiz ve beceriksiz bir insansın,kendine çok güvenmenin sonu bu olur işte" diyordu. Bir diğeri ise "Senin adın Umay, adının hakkını veriyorsun. Çünkü Umay bereketin ve doğum sembolüsün ,hayatında yeni bir dönem başlıyor,yeni bir zaman dilimi doğmak üzere bunlar doğum sancıları Umay. Kendine zaman ver " diyordu.Genç kız adının anlamına sığındı.Aklındaki kötü düşünceleri denize bıraktı kendine farkı bir bakış açısı geliştirdi. Bu durumlarda insanı ayakta tutan bu bakış açıları değil midir? Bu bakış açılarını, hayatın metcezirlerini fark etmese insan içten çürümeye başlamaz mıydı?..

03 Mart 2021 7-8 dakika 7 öyküsü var.
Yorumlar (3)
  • 14 gün önce

    Teşekkür ederiz Tuba Hanım. Kaleminizden daha nice güzel öyküler okumak dileğiyle. 🍀

  • 14 gün önce

    Kutlarım kaleminizi, sevgiyle her daim.

  • 13 gün önce

    Öncelikle öykümün günün yazısı seçilmesine karar veren yayın kuruluna ve öykümü okuyup beğenen,yorum yazan tüm üyelere teşekkür ederim...