Noel Baba
Bir varmış, bir yokmuş... Zamanın eli kulağındayken, kışın en beyaz, en ayaz gecelerinden biri kapıya dayanmış. Herkesin evine çekilip sobaya odun attığı, pencerelerin buğusuna resimler çizdiği bir yılbaşı gecesiymiş.
Bu buz kesmiş gecede, kalbi kelimelerle, dizelerle atan küçük bir şair yaşarmış. Yaşı küçükmüş ama hissettiği dünya kocamanmış. O akşam, odasının köşesinde oturmuş, televizyonda rengarenk bir çizgi film izliyormuş. Çizgi filmdeki çocuklar, bembeyaz sakallı, kırmızı pelerinli Noel Baba’ya mektuplar yazıyor, dilekler diliyorlarmış. Sabah uyandıklarında ise pencerelerinin önünde, çam ağaçlarının altında tam da hayal ettikleri hediyeleri buluyorlarmış.
Küçük şairin gözleri parlamış. İçindeki çocuksu umut, kış güneşinin buzu eritmesi gibi sıcacık yayılmış içine. Üstelik ertesi gün, onun dünyaya gözlerini açtığı günmüş; yani doğum günüymüş! "Belki," diye düşünmüş, "Belki beni de duyar."
Hemen masasına koşmuş. En güzel kâğıdını seçmiş, kalemi eline almış. Bir şair edasıyla, ama bir çocuğun saf kalbiyle dökmüş içini kâğıda. Doğum gününü, yalnızlığını, kalbindeki o küçük ama derin özlemleri bir bir anlatmış Noel Baba'ya. Sonra mektubu özenle katlamış, göğsüne bastırmış.
Evlerinin buz tutmuş damına çıkan merdivenleri bir solukta tırmanmış. Soğuk rüzgar yüzünü yalamış, ama o hiç üşümemiş. Mektubunu damın en güzel, gökyüzüne en yakın köşesine bırakmış. Yıldızlara bakıp içinden bir dua fısıldamış ve gecenin karanlığına emanet etmiş hayalini.
O gece, yatağına girdiğinde gözlerine uyku girmemiş. Kalbinin atışı odanın sessizliğinde yankılanıyormuş. Akşamı iple çekmiş, sabahı hayal ederek nihayet tatlı bir uykuya dalmış. Rüyasında odasının rengarenk paketlerle, uçuşan balonlarla dolduğunu görmüş.
Ertesi sabah, güneş henüz gökyüzünü tam boyamamışken, küçük şair yataktan fırlamış. İçinde öyle bir heyecan, öyle bir coşku varmış ki, göğüs kafesi dar geliyormuş. Doğum günü sabahı, hayatının en büyülü sabahı olmalıymış.
Yalın ayak, koşarak damın merdivenlerini tırmanmış. Kapıyı açtığında soğuk hava yüzüne çarpmış ama o sadece mektubunu koyduğu yere odaklanmış. Adımları hızlanmış, kalbi duracak gibi olmuş.
Fakat... yaklaştıkça duraksamış. Adımları yavaşlamış, parmaklarının ucu buz kesmiş.
Mektubunu koyduğu yerde ne süslü bir paket varmış, ne de bir doğum günü sürprizi. Rüzgarda savrulmasın diye taşın altına sıkıştırdığı o umut dolu mektubun üzerinde sadece bir kuş pisliği duruyormuş. Hediye mediye yokmuş. Sihir yokmuş. Mucize, o beyaz karların arasında hiç uğramamış gibiymiş.
Küçük şairin gözlerinden süzülen ilk damla yaş, damın soğuk betonuna düşmüş. İçindeki o kocaman, renkli dünya bir anda un ufak olmuş. O an anlamış; çizgi filmler yalan söylüyormuş, büyülü dünyalar onun yaşadığı bu sert gerçekliğe çok uzakmış. Hayatın ilk büyük burukluğu, en saf olduğu yerden, doğum gününde kalbini vurmuş.
Mektubu oraca bırakıp sessizce aşağı inmiş. O gün büyümüş küçük şair. Noel Baba gelmemiş belki ama, o soğuk damda bıraktığı çocuksu kırgınlık, ona ömrü boyunca unutamayacağı en hüzünlü şiirini yazdırmış.