Sıradanlık
Bu yazı, 03.07.2011 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Canı yandığı vakit insan, hiçbir şeyi önemsemiyor. Acı, ruhun derinliklerine öyle bir yayılış yayılıyor ki, hiçbir bent, hiçbir sur tesir etmiyor onu durdurmaya. Sevdiğin insandan hak etmediğini düşündüğün şeyler işitmek... Evet, ruhumun derinliklerine yayılan ıstırabın kaynağı dün akşam yapılan bir tartışmaya dayanıyor. Söylenen sözler, öğrenilen ayrıntılar, o tarif edilemez berbatlıktaki sinir hali... Bunların küçücük bir karesini dahi düşünmek midemden tüm bedenime yayılıp benliğimi bir mengene misali sıkıştıran ve o, ne yaparsan yap asla geçirilemeyen kara duyguyu aç bir canavar gibi besliyordu. Rüzgârın, gökteki kurşun rengi bulutların arasından sızan küçük damlalarla estiği serin bir ikindi vaktiydi. Hızı ve ağırlığı sürekli artan ve bedenimin ve ruhumun bütün ayrıntılarına dolmaya niyetlenmiş ıstırapla boğuşurken, ufak tefek, beli bükük bir ihtiyar çıkıverdi karşıma. Yüzündeki çizgilerde yılların izi olan bir kadın, bir teyze... Epey yaşlı olan... Evladım dedi, ben bu meretten anlamıyorum bana kızımın numarasını bulup arayabilir misin? O an, dün akşamki yıkım ve o yıkım sebebiyle geçmişin rıhtımlarına bütün demirlerini bırakmış olan ben, bir anda hepsini alelacele geri çekmiş ve yelkenleri ?an'a doğru fora yapmıştım. Bir süre kıpırtısız ve boş gözlerle baktım ihtiyara. Gözlerinde, çağa ayak uyduramamış olmanın çaresiz ve bir o kadar da utangaç olan ifadesi, iklimimin derinliklerinde şefkat kıvılcımlarını alevlendirdi ve bir anda yüzümün tüm hatları ile gülümsedim bu yaşlı kadına. Ona yardım ettiğim vakit kızına benden, sanki bir mucize gerçekleştirmişim gibi bahsedip çocuklar misali neşelere gark olurken ben, birine faydası dokunmuş insanların utangaç gururunu hissetmekteydim. İçimde, az evvelki ruh halime bakışla şaşkınlık veren bir mutluluk kıpırtısı ile yağmur ikindisinin kaldırımlarında ağzımda sigara yürürken, caddenin kenarında elinde naylon torbalar, sırtında kaşe bir pardösü ve başında geniş kasketiyle çaresiz bir şekilde etrafa bakınarak bekleyen bir ihtiyar daha gördüm. Rüzgar gibi geçip giden otomobillerin hışırtısı onu her defasında küçük, masum adımlarla geriletiyordu. Beyaz, yüzünün tamamını kaplayan sakalları rüzgarla birlikte atıştıran yağmurdan nasibini kapmış ve yaşlı, nasırlı elleri torbaları tutmaktan soğuğa yenik düşerek hafif morarmıştı. Beni gördüğü vakit gözlerine, ölmek üzere olan bir özgürlük savaşçısının dava arkadaşlarını karşısında görüşü misali umut ve mutluluk dolu bir ifade yerleşti. Oğlum dedi kendisine doğru yaklaşırken ben. Oğlum buralara yabancıyım arkadaşıma gideceğim lakin hangi arabaya bineceğimi bilmiyorum. Bana yardım eder misin? Sigaramdan son bir nefes daha çekip dumanı kurşun renkli göğe doğru üflerken ihtiyarın sesindeki, yüzündeki, soğuktan morarmaya başlayan ellerindeki ve uzaktan bakıldığı vakit yaşlı bir çınarı andıran duruşundaki çaresizliğe karşı içimde tarif edilemez bir şefkat patlaması olmuştu ona dokunmak, sarılmak, ellerindeki o çizgileri öpmek istiyordum. Kendisine yardım ettim. Kendisini, o çirkin taşıtlardan birine bindirdiğim vakit yaşadığı mutluluğu damarlarımda hissettim. Bana camdan, yarı dişsiz ağzıyla gülümseyip el sallarken gözlerimin kenarından aşağıya, çiseleyen yağmurdan daha sıcak damlalar süzülmeye başlamıştı. Sonra, duyguların derin ve yoğun bir şekilde benliğimi kuşattığı zamanlarda yaptığım gibi gene müziğe sarıldım. Koyu gri gökyüzüne gözlerimi kısarak bakıp yağmur havasını içime çekerken Bach'ın eşsiz melodilerinde mest oldum. Ruhuma dolan bu ses, az önce yaşadığım şefkat dolu küçük ayrıntılarla birleşiyor ve yağmur kaldırımlarında attığım adımlarla ciğerlerime çektiğim serin havayı tatlı kılıyordu. Rast geldiğim her bir şeye uzun uzun bakındım ve hayat dedim kendime. Hayat ıstıraba gark olunacak bir yer değil ve her ne olursa olsun yaşanmaya değer... Hayatta dedim kendime; kendini şanslı hissettiğin kadar şanslı, mutlu hissettiğin kadar mutlu, yalnız ve çaresiz hissettiğin kadar yalnız ve çaresizsin. Ve her şey sende gizli değil mi zaten dedim kendime. Mutluydum, mutluluğu ve huzuru tüm zerrelerimde hissetmekteydim. Yüzüme tebessüm, gönlüme huzur ve sevgi doldu. Ferah bir iç çekip silkelenerek yoluma devam ettim.