Tembel Tepenin Eteği

Bir atlı subay on bir er köşeyi döndüklerinde Çopur Vakkas ve büyük oğlu eşeklerin üzerinden yaş üzüm sandıklarını indiriyordu. Subay dokuz on adım kala durdu. Bir deri bir kemik kalmış atından indi at demeye bin şahit gerekirdi. Askerlerde attan geri kalmazlardı. Kavruk suratları palaska yerine iple bağlanmış pantolonları kimi çarıklı kimi yemenili kimi yırtık postallarıyla askerden başka her şeye benziyorlardı. Başlarında eğreti duran şapkaları ellerinde eski alman filintaları olmasa asker olduklarına kimse inanmazdı. Subay askerlere döndü

Oturun

Mağrur ama saygılı bir biçimde vakasın yanına yürüdü

Selamünaleyküm

Aleykümselâm

Vakkas ağa değil mi

Ağalık bizim neyimize mülazım efendi, Gördüğün gibi bu viranede kendimize yetmeye çalışıyoruz.

Ağa çağırmışsın geldik. De bakalım diyeceğini

Hele bir soluklanın mülazım efendi şu sandıkları indirelim yük hayvanın üstünde kalmasın.

Subayın işaretiyle askerlerin sandıkları eşeklerin üzerinden alıp evin içine taşımaları saniyeler sürmüştü.

Vakkas üstünü başını silkeledi, başına sardığı poşuyu açıp yüzünün boynunun terini sildi.

Kapının yanındaki üstü düzleşmiş kayanın üstüne oturdu subayda yanına.

Hasan hadi bir ayran yapsınlar, birazda üzüm sucuk tarhana getir asker oğullarıma ver. Ağızları tatlansın.

Hasan on dört yaşın verdiği çeviklikle kapıyı bırakıp alçak duvardan bahçeye atlayıverdi.

Evin küçük değil mi Vakkas ağa

Yetiyor be mülazım efendi

Ermeni yapısı mı

He

Kaldı mı bu mahallede ermeni

Vardır tepeye doğru üç beş ev.onlar da giderler artık durmazlar buralarda.

Şu iki katlı konaklara el koysaydın ya

Vakkas sesini çıkartmadı. Poşuyla yeniden yüzünü sildi.

Hasan elinde tepsi arkasından ablası testiyle kapıdan çıktılar

Sağ olasın bacım

Allah razı olsun

Ayranlar içildi. Askerlerin çoğu sucukları tarhanaları ceplerine doldurdular.

Ee Vakkas ağa askerlik çağında kim var senin evde

Kimse yoktur mülazım efendi. Evde bir ben, bir ayal, bir kızım birde ha bu Hasan vardır. Diğer kardaşlarım Maraş tarafında kirvelerimiz var onların yanına göçtüler. İnşallah ortalık durulunca geri gelirler. Onlarda da askerlik çağında kimse yoktur. Şükür Allaha askerden kaçan yoktur bizde. Dahası yedi sene yedi cephede savaşmış, İngiliz de yedi sene esir yatmışımız vardır.

O zaman niye çağırdın bizi

Demem odur ki mülazım efendi gördüğün şu üç beş eşek,Ev biraz tarla biraz bağ bize yeter. Bizden sonrada evladımıza kalır. Kalmasa nolur ki mülazım efendi oğlum akıllı malı neylesin, oğlum deli malı neylesin.

Öyle değil mi

Subay bir tas ayran daha istedi. Hasan bir asker duruşuyla sunduğu tası bir dikişte bitirdi. Bıyıklarını elinin tersiyle sildi.

Yani mülazım efendi şunu derim. Benim biraz atlarım vardır. Besili Halepten gelme. İçlerinde saf kan bile vardır. Duydum ki askerin her eşyaya ihtiyacı varmış. Bende düşündüm ki at çok büyük bir ihtiyaçtır. Ağılda duracağına askere vereyim. Benimde bir faydam olsun

Hasan farkında olmadan mırıldandı

Hacı Sait emmi bi kese gayme verdi babam vermedi.

Subay ayağa kalktı. Bir eli çenesinde zor bir problem çözer edasıyla Vakkasın etrafında iki tur döndü.

Vakkas ağa durumları biliyorsun. Elde avuçta bir şey yok. Devlet desen var mı yok mu bilmiyoruz vallahi. Hepimiz vatan millet aşkıyla yarı aç yarı tok düşmana karşı durmaktayız. Madem atlar diyorsun. Vereceksen. Alırız

Lakin şu an sana para veremeyiz. Ben sana bir senet yazarım. Allahın izniyle kefereyi def edersek er geç paranı alırsın.

Yok, mülazım efendi ben atları para karşılığında ya da askerliğe karşılık bedel olarak vermiyorum. Beni yanlış anladın. Zafer olursa içinde bir tuzumuz olsun. Olmazsa zaten malın mülkün ne manası var.

Ee yani

Benim hediyemdir. Karşılıksız vermek istiyorum.70 tane at feda olsun. Gerek derseniz bağı, tarlayı da veririm. Dönüp arkama bakarsam namerdim.

Vakkas ağa sağ olasın ama günlerin ne getireceği belli olmaz. Sen gene de senedi al koynunda kalsın.

Mülazım efendi son sözümdür. Bana ille de yazı verecekseniz. bila bedel 70 atı teslim aldım diye bir yazı veriniz.

Subay cebinden dörde katlanmış bir kâğıt çıkardı. Kopya kalemi diliyle ıslatıp yazmaya başladı.

Tembel tepe eteğinde mukim çopur Vakkas efendi adıyla maruf zattan 70 adet at ordu adına bila bedel teslim alınmıştır.

Adını yazdı imzaladı. Kâğıdı katlayıp Vakkasa uzattı

Sağ olasın ağa.

Mülazım efendi biz birer kahve içerken hasan askerleri atların yanına götürsün.

Hasan ve askerler hızlı adımlarla ermeni mezarlığının içinden geçerek önceleri kar biriktirilen sonra ahıra çevrilen mağaraya doğru yürüdüler.

Akşam çökmüştü. Kuyunun yanına açtırdığı döşeğin üzerine bağdaş kuran Vakkas atları alıp giderken mülazımın yüzündeki şaşkınlığı düşünüp güldü.

Kaç yiğit canını vermişti kendisi 70 atımı vermeyecekti. Sonra yüzü gölgelendi. Ne demişti zabit.

Şu iki katlı konaklara el koysaydın ya.

Olur muydu. Nasıl yapardı onlar ermeni dostlarının emanetiydi. Başkası alsındı ama kendisi almazdı. Onlarda savaştan kaçmıştı. Bir kaç kaç zamanıydı. Savaştan sonra dönerlerdi elbet. Beş on yıl evvelki büyük sürgünden dönen olmamıştı ama. Umut.

Yine Agop efendiyle, Mıgırla karşılıklı kahvelerini içerler. Dedo Halepten arakla dönmüşse asmanın altında Pasador da udunu getirir yine alem yaparlardı.

Vakkas nasıl onların evine el koyardı. Allah korusun.

Ah ah üç beş zibidi genç Fransızla birlik olmasaydı. Kim isterdi ayrıyı gayrıyı. Tabi eskiden kaçan Ermenilerin mallarına el koyan ve bir gün dönerler korkusuyla kalan Ermenileri de göçe zorlamak isteyen eşrafı da unutmamak lazım.

Artık şehirde gezemez olmuşlardı. Herkes onlara Fransız gavuru gibi bakıyordu. ermenilerin dükkânları yağmalanmıştı.

Yukarıdaki üç beş evde yakında tutardı Halebîn yolunu.

Mıgır bu evi ona bedavaya sayılacak bir paraya satmıştı. Şehre yeni göçtüklerinde şehir içinde kimse yakınlık göstermemişti. Değil satılık kiraya bile yer bulamamışlardı. Güya din kardeşiydiler. Atlarının bir kısmını sattığı Mağara başına gittiğinde tanımıştı mıgırı. Bakır kap kacak yapıp sattığı dükkânında çay ısmarlamıştı. Uzun uzun sohbet etmişlerdi. Nereden gelmişlerdi kimlerdi nereye gidiyorlardı.

Cancağızım sen iyi bir adamsın. Mahallenin hepsi ermeni demezsen benim bir fazla evim var sana satayım.

Sahi mi

Beğenirsen, bir de ermeni demezsen

Dört kıblenin dördü de haktır diyenlerdeniz niye ayrı gayrı olsun.

Az bekle birazdan kapatırım dükkânı beraber gideriz.

Sakin kendi halinde biraz şehrin dışına itilmiş bir mahalleydi. Ama olsun önü açık ferahtı.

Ne vereceğiz Mıgır kardaş

Gönlünden ne koparsa can oturmaya alıyorsun ticarete değil. Bizde bir komşu kazanıyoruz.

Ederini sen söyle kardaş beni zorda koma

200 desek

Mıgır kardaş maytap geçme bedava olur bu

Oldubitti. Parayı ne zaman müsait olursan ver

Atların parası cebindeydi. Verdi. Sımsıkı sarıldı Mıgıra

Sağ olasın Mıgır kardaş. Ben ev ahalisini hana indirmiştim onları alıp geleyim.

Söyle hanım kızımıza bu gece yemek yapmasın bizimkiler getirirler,Dedi mıgır

Ayıp olmasın diye cevapladı vakkas.

Kabul etmezseniz ayıp olur

Yalnız o gece değil yirmi beş gün boyunca ya yemek getirdiler ya evlerine davet ettiler.

Aynı Allahın azıcık farklı kullarıydılar. Dersim köylerinden Besniye oradan Antebe. Bu dostların yanında artık inşallah bu kaçışlar göçler bitecekti. Hasanı çağırdı. Oğlum Dedonun arakından getir. Birazda melengiç koy yanına. İdare lambasını da getir.

Tütün sardı Agop efendinin yadigârı ağızlığına taktı.

Hey be ne becerikli marangozdu agop. Bir haftada evin tüm nacarını yapmıştı.

Araktan okkalı bir yudum aldı. On iki yıldır ne dostluklar yaşamışlardı. Ölümler düğünler doğumlar hep beraber yaşanmıştı. Şireler kaynatmışlardı mahallecek. Ekmekleri ortak ateşte pişmişti her zaman. At arabalarıyla pikniklere gitmişlerdi. Hey gidi günler hey.

Halebe hareket ettikleri gün çocuklar gibi ağlaşmışlardı.

Dönersin be Agop Efendi yine Mıgır ,sen ,ben üç söğütlerin altında yine sarhoş oluruz.

İnşallah be Vakkas inşallah. Sana emanettir mahalle.

Arakı kafasına dikti.Büyük sürgünde gidenler gibi onlarda dönmeyeceklerdi.Biliyordu.

Agopun evini alacağım ha, Mıgırın evine konacağım ha. Ben Vakkas ,Çopur Vakkas dostlarımın evine konacağım ha.

Ah ah kafama sıkarım daha iyi.

Arakı tekrar doldurdu. Tütünden derin bir nefes çekti.

Poşuylayla gözlerini kapattı.

Pasadorun udunun sesi geliyordu, uzak bir yerlerden.

29 Aralık 2021 8-9 dakika 17 öyküsü var.
Beğenenler (4)
Yorumlar