Terazinin Mili
Köyün eski demirci ustası Davut, ömrünü o kızgın ocağın karşısında, örse çekiç vurarak geçirmişti. Yaşı yetmişi devirmiş, gözlerinin feri azalsa da ellerindeki o zanaat mahareti zerre eksilmemişti. Dükkanının duvarında, babasından kalma eski bir pirinç terazi asılıydı. Davut Usta, ocağından çıkan her demiri, her kapı sürgüsünü satmadan evvel mutlaka o teraziye koyar, hakkı neyse milim şaşmadan tartardı.
Bir kış akşamı, dükkanın kapısı yavaşça aralandı. İçeriye üstü başı eski, yüzü ayazdan morarmış yabancı bir adam girdi. Adamın elinde, kırık dökük bir saban demiri vardı. Utana sıkıla, "Ustam," dedi, "bunu tamir edebilir misin? Toprağı sürmem gerek ama ne param var ne de verecek bir şeyim..."
Davut Usta adamın çaresiz gözlerine baktı. O esnada nefs fısıldadı: "Kendi işlerin duruyor, kömürün azalıyor, vakit hayattır, boşa nefes tüketme..." Ama tam o anda, göğsünün sol yanında, o güne kadar hiç susmamış olan o asil mürşid, yani vicdanı konuştu: "Ocağın ateşi sadece demiri değil, kulun kalbini de eritip doğrultmak içindir."
Davut Usta hiç ikiletmedi. "Geç otur evlat," dedi. Körüğü çekti, ocağı harlandırdı. Saban demirini ateşin bağrına bıraktı. Demir kor kırmızısına dönene kadar bekledi, sonra örsün başına geçip çekiç vurmaya başladı. Çekicin örse her vuruşunda çıkan o gümrah ses, dükkanın sessizliğini nurlu bir ahenkle dolduruyordu. Sırf bedava iş yapıyor diye asla kolaya kaçmadı; o sabanı kendi malıymış gibi milim milim doğrulttu, pürüzlerini tek tek ayıkladı.
İş bittiğinde saban demiri eskisinden daha sağlam, pürüzsüz olmuştu. Yabancı adam demiri teslim alırken gözleri doldu, "Hakkını helal et ustam, sana ödeyecek bir şeyim yok," dedi. Davut Usta tebessüm etti, duvardaki o eski teraziyi işaret ederek fısıldadı:
"Evlat, bu dünyada iki terazi vardır. Biri çarşıda malı tartar, diğeri göğsünün içinde ameli tartar. O içerideki vicdan terazisinin mili doğru tartsın yeter; senin o teşekkürün, benim amel terazimin en ağır yükü oldu zaten."
Yabancı adam dualar ederek dükkandan çıkarken, Davut Usta ocağın sönmeye yüz tutmuş közlerine bakıp derin bir nefes aldı. Kalbi, o fani dünyanın bütün kazançlarından daha büyük bir huzurla, saf bir nura kavuşmuştu.