Üç Günlük Hikaye
O sabah evden çıkarken içimde garip bir his vardı günlerden cumartesi olması ve sevgilimle buluşacak olmam bile beni rahatlatmaya yetmiyordu. Galata'daki evimden çıkıp düştüm yola sahil kenarındaki bir çay bahçesin de buluşacaktık sevgilim ile.
Yürürken o kadar dalmışım ki varacağım yere çoktan geldiğimi fark etmedim bile. Cemal abinin o gür sesi ile irkildim ve geldiğimin farkına o zaman vardım. Yine garsonlardan biri bardak kırdı da kesin cam kırıklarını eli ile toplamaya kalktı ki cemal abi bu kadar bağırdı.
Yoksa o kadar sevecen ve iyi kalpli bir insandır ki; çay bahçesini komple yerle bir etsen de sesi çıkmaz alır karşısına da nasihat eder. Uzun boylu geniş omuzlu maviş gözleri olan ton ton bir amcadır. Hele akşam dükan kapandıktan sonra alır eline klarnetini de öttürmeye başlar ya işte o zaman hiç derdin yoksa bile dertlenesin gelir. Tabi ki yıllar öncesinde yaşanmış ama derin yaralar bırakmış bir hikayesi de yok değil. Dükanın başköşesinde durur en derin acısı her gün onu indirir bir güzel temizler onunla konuşur ve tekrardan yerine koyar.
Sahil tarafında boş bir yer bulup sevgilimi beklemeye başladım, bir de çay söyledim beklerden tabi sigarasız da olmaz. Çay bardağını masaya bıraktıktan sonra 'afiyet olsun emir abi' dedi garson. Başımı eyvallah manasında salladım, şekerlikten tek şeker alıp bardağıma bıraktım biraz erimesini izledikten sonra karıştırdım ve şeker bardağın içinde tamamen kaybolana kadar durmadım. Tamamen eridikten sonra çıkarıp çay tabağının kenarına doğru yatırdım ve bardağımı yavaşça ağzıma götürüp bir yudum aldım ve ardından bir fırt sigara çektim içime. İşte sanırım hayatın anlamı bu dedim kendi kendime.
İclal gelip yanıma oturdu ve bana sarılarak beni çok özlediğini söyledi ve bende ona aynı şeyleri söyledim o ne derse hep cevabım aynı oldu 'bende aşkım'.
Biraz oturup kalkacaktık ve birbirimiz için bir şeyler bakacaktık, derken kafama yediğim çanta darbesi ile irkildim bir an canım yanmıştı vi birden bağırmaya başladı;
+Bu mu beni aldattığın orospu bir boka benzese bari -Pardon birine benzettiniz galiba +Lanet olsun bütün erkekler aynısınız. Bir anda orada oturan herkesin gözü bizim üzerimizdeydi. Ve sanırım herkes bana küfür ediyordu. İclal ise olup biteni anlamaya çalışırken diğer yandan da ağlıyordu. Onu aldattığımı düşündüğü açıktı ama ben kafama çanta ile vurup üzerine birde fırça yediğim bu kadını tanımıyordum bile. İclal kalkıp giderken arkasından hiçbir şey söyleyemedim. Gözümün önünde sevdiğim kadın beni terk ediyor ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Taksiye binip hızla uzaklaştıktan sonra arkamı dönüp baktığımda sevgilimin oturduğu koltuğa oturmuş ve benim yarım kalan sigarama devam ederken gördüm onu. Sahi kimdi o, bir anda çıkıp her şeyi mahveden bu kadın?
Ona doğru bakarken fark etmiş olacak ki bana bir el hareketi ile buraya gel dedi. Aslında hesap sorup bağırıp çağırmam gerekirken sessizce gidip yanında dikilmeye başladım.
+Otursana -Kimsin sen? +Fark eder mi? -Evet hem de çok az önce kız arkadaşımla ayrılmama sebep oldun. +Sana yakışmıyordu boş ver adın ne? -Fark eder mi? +Hayır hem de hiç -O zaman. +Hesabı öde de kalkalım. Cemal abi de olan biteni anlamamıştı ki hesabı ödemek için kasaya yaklaştığımda 'emir oğlum neler oluyor kim bu yanındaki kız?' dedi. 'Bilmiyorum abi gerçekten bilmiyorum' dedikten sonra oradan ayrıldım ve dışarı doğru çıkıp yürümeye başladım cadde kenarında yürümeye devam ederken kırmızı bir spor araba yanımda durdu. Üzeri açık olduğu için içindekini görmem çok sürmedi.
+Neden beni beklemedin? -Bekleyeceğimi Söylememiştim +Hadi atla da gidelim
Sanki beni ben değil o yönetiyormuş gibi hiç tepki vermeden arabaya bindim. Giderken birkaç kez nereye gittiğimizi sordum her seferinde bana cevap vermek yerine gaza biraz daha bastı tam ben tekrardan nereye diye soracakken o bana bir soru sordu
+Evin nerede? -Galatada +Hadi sana gidelim bana çay yap -Evde çay yok! +Alırız
Eve vardığımızda sanki evdeki her şeyi biliyormuş gibi mutfakta gezinmeye başladı sanki bu evde daha önce benimle yaşamış gibi. Oysa İclal eve geldiğinde hemen hemen herşeyin yerini bana sorardı. Hatta kendi dizdiği bardakların yerini bile. Mutfaktan elinde iki fincan çay ile çıkageldi. Yanıma oturdu birini bana birini kendi önüne koydu ve çayıma bir şeker attığını söyledi oysa nerden biliyordu benim çayı tek şekerli içtiğimi?
+Eski erkek arkadaşıma çok benziyorsun biliyor musun? Bana hiç kızmıyorsun -Kızmam yani kızsam da bir şeyin değişmeyeceğini biliyorum +Aklından ne geçiyor? -Hiçbir şey! +Neden yoksa beni beğenmedin mi? -Hayır çok güzelsin +E o zaman bu gece için bir planın vardır umarım -Planlı yaşamayı sevmem +Ne yani bu gece benimle yatma planları yapmıyormusun? -Dedim ya plan yapmayı sevmem +Düşünmeden yaşayan biri olarak çok sakinsin...
Yanımda vakit geçirirken ben derin derin düşünmeye başlamıştım bile oysaki. Sahi kimdi bu kız daha adını bile bilmiyorum ama aynı evde çay içiyoruz. Kırk yıllık arkadaşmışız gibi sohbet ediyoruz hatta espri yapıyoruz birbirimize. Ve o kadar güzel bir kız ki anlatılmayacak kadar güzel. Kocaman ela gözleri, hafif bronz teni ve yumuşacık elleri var tam boyunda ve tamda kilosunda hafif kumral saçları tepeden topuz yapmış ama öyle uğraşarak yapılmış değil hatta dikkatli bakıldığında saçları arasındaki kalemi görebilirsiniz. Sahi neydi o söz.
'Saçını kalemle toplayabilen bir kız bulursanız onunla hemen evlenin. O mutfağı da toplar, İçine ettiğiniz ilişkiyi de toplar, İyi biridir o'
Sahiden öyle birimiydi? Sahiden içine ettiğim ilişkimi de toplar mıydı?
Sabah uyandığımda yatağın diğer tarafında sigara içiyordu. Sabahın güzelliği sanki ondan sebepti. Sabahın bu kadar güzel olmasının sebebi oydu. Gözleri gözlerime değdi bir an ve bana o kadar güzel bir 'günaydın' dedi ki...
Kahvaltı hazırlamak için yataktan çıktı. Tam odanın kapısından dışarı çıkacaktı ki geri dönüp bana yumurtanın nasıl olacağını sordu. Hiç düşünmeden senin gibi olmasını isterdim dedim. Gülümsedi o gülümseyince kendimi o kadar mutlu hissettim ki anlatamam. Mutfakta kahvaltı hazırlığı yaparken bende kalkmış üzerimi giyiniyordum. O sırada gürültülü bir ses geldi mutfak tarafından koşarak yanına gittim. Bardak kırmıştı ve bana çaktırmadan toplamaya çalışır gibi bir hali vardı. Onun o halini izlerken mutlu hissediyordum kendimi ve hatta dünyanın en mutlu insanı hissediyordum. Ah etti kırıkları toplarken canı yanan kişi ben oldum onu seyrederken. Koştum elini tuttum yüzüne baktım 'küçük bir kesik' dedi bana. Benim canımdan can gitti.
Kahvaltımızı yaptık birlikte evden ayrıldı. Ben onu uğurladım sonra tekrar içeri dönüm oturdum salondaki koltuğuma ama ev beni sıkıyordu. Çıktım dolaşıp hava almak biraz kendimi rahatlatmak için ama içim rahatlamak yerine daha da sıkılıyordu. Birde baktım ki yine aynı yerdeyim. Cemal abinin çay bahçesi.
Oturup demli bir çay söyledim ince belli bardakta. Çay geldi ben sigaramı yaktım ve derin bir nefes çekip içimin en derinine tekrar dışarı çıkmasına izin verdim. Bir yudum çay alıp sigaramı küllüğe bıraktım. O sırada telefonumun çaldığını anlayıp cebimden çıkarmaya çalışırken aklıma İclal geldi acaba arayan o muydu? Numara farklıydı cevap verdim.
-Efendim? +Merhaba ben karakoldan arıyorum... Emir yıldırım siz misiniz? -Evet buyurun. +Karakola kadar gelmeniz gerekiyor bey efendi. -Konu neydi? +Lütfen karakola gelin beyefendi burada öğrenirsiniz.
İsmi Ayla. 24 yaşında bugün öğle saatlerinde arabasının içinde ölü olarak bulundu. Üzerinde sizin kartvizitiniz bulundu. Kendisini tanıyor muydunuz?
Hayır ben onu tanımıyorum sadece dün bir anda hayatıma girip çıktı sanki birine bakacaktım der gibi geldi ve gitti. Peki kimsesi yok muydu? Neden yalnızca bana haber verilmişti? Peki başka hiç arkadaşı yada bir ailesi yok muydu? Oysa ben onu tanıyalı birkaç saatten fazla olmamıştı.
Karakoldaki polislere dönüp 'başka kimsesi yok mu? Bir ailesi ya da merak eden dostları?' Herkes yüzüme aptal bir ifade ile bakıyor ama hiç kimse tepki vermiyordu. O sırada omuzunda tek yıldız olan bir komiser yanıma yaklaşıp 'Neden bu kadar merak ediyorsun? Alt tarafı bir gecelik bir ilişki yaşamışsın.' dedi Hayır daha fazlası var eğer onu tanıyorsanız lütfen bana söyler misiniz? Şu anda başım kalabalık vaktim de yok ama çok istiyorsan akşam saat sekizde Mustinin meyhanesine gel balatta. Peki dedim ve ayrıldım.
Neden bir meyhane istemişti ki. Başka bir yer de konuşamıyor muydu? Yada konuşması için illaki bir şeyler mi içmesi gerekiyordu? Peki ben? Bana ne oluyordu bana neydi ki neden bu işe burnumu soktum ya terörist falansa ya organ mafyası ise peki komiser benim sarhoş olmamı sağlayıp beni sorguya çekecekse...
Ben bu düşüncelere gömülüp anlamsız bir şekilde acı çekerken kendimi karakolun kapısında buldum. Çıkıp yürümeye başladım sadece yürüyorum ve düşünüyorum. İlk gün neden beni seçmişti ki? Bulunduğumuz yerde çok çift vardı ve eminim benden daha da yakışıklı bir çok kişi. Ama bir anda aklıma başka bir şey geldi... İclal. İclal benim sevgilim o ve ben onu düşünmeliyim. Acaba bana ihtiyacı var mı? Of ben ne yapacağım. Ya bu bir şakaysa ya İclal beni deniyorsa. Evet olabilir lanet olsun ilk denemeden kaldım! Ne saçmalıyorum lanet olsun neden beni buldu ki? Ama o geceyi unutamıyorum. İlk kez böyle güzel bir koku duymuştum ve ilk kez bir kadın beni bu kadar mutlu etmişti. O bana her ne yaptıysa beni çok mutlu etmişti. Teni o kadar pürüzsüzdü ki dokunduğum her yeri hala aklımda. Ve o kadar sıcaktı ki onun la birlikte o yataktan hiç çıkmak istememiştim. Ve sabah bana bakarak gülümsemesi sanırım hiç aklımdan çıkmayacak tek şey odur. Ve sanırım ömrüm boyunca hep hatırlayıp mutlu olacağım o güzel sesi. Bana 'günaydın' demesi sanırım hayatım boyunca karşılaşacağım bütün kötü olayları o bir bakış ve o sesi beni her hatırladığımda hayata bağlayacak. Tüm isyan edişlerimi bir anda şükre çevirecek bir çift ela göz...
Saatlerdir yürüyorum. Ve aklımda binlerce sorunun ağırlığı var. Bir ara fark ettim telefonum çalıyordu... Arayan komiser di.
+Ben geldim de rakıyı büyük söylüyorum? -Olur bende varmak üzereyim
Kendimi tanımıyordum sanki konuşan ben değildim. Yürüyen ayaklarımı ben yönetmiyordum sanki ve her şey istemim dışında gelişiyor ve ben olaylara müdahale edemiyordum.
Meyhaneye girdim orta kısımlarda bir masa da oturmuş beni bekliyordu. Kadehi yarıdaydı eliyle otur işareti yaptı. Ben ceplerimi boşaltırken oda bana rakı koyuyordu. Oturdum ve kadehimden büyük bir yudum rakı aldım ve masaya çıkardığım paketimden bir sigara çıkarıp yaktım. Ve etrafımı izlemeye başladım. O güne kadar meyhaneye hiç gitmemiştim. Yoğun anason kokusu çok hoşuma gitmişti. Saat çok geç değildi ve o gün hafta sonu değildi ama meyhane olabildiğine doluydu.
+İlk defa mı geliyorsun meyhaneye? -Evet ilk kez geliyorum +Nerelere gidersin bar mı? -Evet genellikle. +Sevmiyorum ben barları. -Neden? +Sevmiyorum işte yüksek sesli ne olduğu anlaşılmayan müzikler garip dans figürleri ve gecenin sonunda acaba bu gece kimi düzsem düşüncesi olan insanların olduğu yerler beni pek açmıyor.
Aslında doğru değil mi? Evet kesinlikle öyle. Ya da değil. Lanet olsun aklım karıştı ben sürekli barlarda vakit harcayan bir insan değilim ama böyle değil. Yada öyle siktir et! Tek problemim bu muydu şimdi? -Ee anlatacak mısın? +İç bir kadeh daha önce biraz kendimize gelelim değil mi?
Kadehimi kaldırıp tek yudumda içip masaya bıraktıktan sonra su bardağını da alıp kafama diktim. Bir yandan benim boşalan kadehlerimi dolduruyor diğer yandan da konuşmaya nasıl bir giriş yapsam diye kafasında kelimeleri toparlıyordu. Aslında o kadar iyi bir kızdı. Ve bu kadar iyi bir kızın asla sahip olmaması gereken kötü ailesi. İlk tanıdığım zamanlarda çok ön yargım vardı ona karşı. Onun bir paralı orospu olduğunu falan sanıyordum. Oysa onu tanıdıktan sonra ona karşı fikirlerim çok değişti. Kendi halinde yaşamayı çok seven gözleri ile birlikte gülüp insana yaşamayı sevdiren bir yüzü vardı. Onu ne zaman görsem memur abi borcum ne derdi. Her seferinde aşırı hız yapar gelir bide paşa paşa öderdi. Deli kız. Her istediğini tavlayabilir ve her istediğini alabilirdi. Ailesi çok zengin. Aslında zengin olan onlar da değil. Aylanın gerçek anne babası değiller zaten. Ayla doğduğunda annesini kaybetmiş. Bir yıl sonra da babasını kaybetmiş. Evlerine gitmiştim bir keresinde ceza makbuzlarını verecektim orada bahçıvanı ile sohbet ettik biraz. O anlattı bana bütün hikayeyi. Öz ailesinden kalan serveti şimdiki ailesi yiye yiye bitirememiş. Bahçıvan oranın en eskisi imiş hatta ayla da bazı zamanlarda eve gitmez de bahçıvanın yanında kalırmış. Ailenin durumu kötü baba hizmetçi ile anne de şoförü ile düşüp kalkıyor evde hep kavga ediyorlarmış. Çocukları olmamış hiç en büyük kavgaları da buymuş. Aylaya hiçbir zaman evlat muamelesi yapmamışlar belki bu yüzden bir çocuğa sahip değiller. Çok akıllı bir kızmış ilk okuldan üniversiteye kadar bütün okullarını derece ile geçmiş. Ve asıl mesleği de veterinerlikmiş. Hayvanları özellikle de köpekleri çok severmiş zaten bahçelerinde bir düzine var.
Bunlar konuşulurken birinci büyük bitmiş çoktan hatta ikinci şişenin yarısına gelmişiz. Ayağa kalkıp lavaboya gideceğini söyledi. Yavaş ve bir o kadar da ayakta duramayacak kadar sarhoş. Ben ise çoktan yine düşüncelere dalmıştım. Neden? Bu gün kendime ne kadar da çok sordum bu soruyu. Neden? Neden bir insan bu kadar mutlu iken kendi canına kıysın. Neden bu kadar hayata tutunan ve hatta çevresindeki insanlara yaşamı sevdiren birisi.
Sallanarak geldi ve tekrardan masaya oturdu. Bir sigara çıkarttı paketinden ağzına götürdü benim uzattığım çakmağı görmedi bile kendi çakmağını ararken. Sigarasını yaktı ve yine başladı konuşmaya. Nerede kalmıştık? Hah evet ben aslında onun intihar edeceğini biliyordum. Bakma öyle hemen tam olarak öyle demedim, yani demek istediğim şuydu. Çok hızlı araba kullanırdı, kesin bir yere çarpıp paramparça olacak derdim hep. Kim bilirdi ki kendini zehirleyip öldüreceğini. Neyse dostum bana müsaade soracağın başka bir şey yoksa artık gitmeliyim.
Konuştuk hesabı lavabo için kalktığında halletmiş. Eşyalarını toplayıp mekan dan çıktı. Çok durmadım bende kalan son dubleyi de gömdükten sonra çıktım. Aslında sormak istediğim çok soru vardı ama cevabını bana sen veremezsin dedim içimden. Sen veremezsin bana sen değil o gerek. Ve yine aynı soru dolandı aklıma. Neden?
O kadar sarhoş olmuştum ki ben bile farkında değildim kendimin. Biraz yürümek geldi aklıma açılırım belki ümidi ile sahil boyunca yürümek istedim. Normalde yakın çok uzak değil yolum ama sanırım 2 saat kadar yürüdüm. Hiç kar etmemişti o kadar yol tepmem hatta daha yoruldum...
Eve vardığımda ilk uğradığım yer tuvalet oldu miğdemi boşaltıp bir an önce yatağıma ulaşmak istedim. Biraz uyumak belki çok iyi gelebilirdi. Belki de uyuyordum. Bunların hepsi rüyaydı belki de. Öyle olmasını çok isterdim. İçeri geçtim koltuğa attım kendimi gözüme masamın üzerinden yavaşça aşağı doğru süzülen bir kağıt çarptı. Ben ortalık yere koymazdım hiç böyle şeyleri.
Zor da olsa yerimden doğrulup kağıdı aldım ve okumaya çalıştım. O kadar sarhoştum ki hiçbir şeyi net olarak göremiyordum sadece yazıların arasında bazı bölümler karalanmış. Birkaç okuma denemesinden sonra pes ettim ve yüzümü yıkayıp tekrar denedim. Yine olmadı okuyamadım. Ocağı yakıp üzerine çaydanlığın alt kısmını koyup ısıtmaya bir yandan da bir fincanın içine birkaç tane neskafe doldurdum. Su kaynamış bardağıma boşaltırken çıkan buhar ellerimi yakıyordu ama umurumda bile değil şu anda tek umursadığım şey o kağıtta ne yazdığı idi. Kahve fincanını aldım bir sigara yakıp balkona çıktım kahvemi içip uzak noktalara bakıyordum ve yazıları okumaya çalışıyordum. Nihayet artık okuyabiliyordum. O kadar güzel bir el yazısı vardı ki oysa. Okurken hiç zorlanmamış olsam da beni asıl zorlayan okuduklarım oldu...
'Sen çok farklı birisin bunu seni ilk gördüğüm anda anladım. Belki de aşık oldum kim bilir kız arkadaşın için çok üzgünüm inşallah tekrar barışırsınız. Aslında bunu daha önce hiç yapmadım yani bir gece beni becersin diye evine gittiğim birine mektup yazmak hiçte kulağa hoş gelmiyor. Sen şu anda uyuyorsun ve o kadar derin uyuyorsun ki az önce mutfakta bir şeyler ararken tabak kırdım onu bile duymadın ve iyi ki duymadın.
Senin kollarında uyurken bana öyle bir sarılıyordun ki kendimi ilk kez güvende hissettim. Uyuyordun ama bana sarılarak kokumu içine çektiğinin hissettim. Benim kokumla uyuyordun. Belki de bana aşık olurdun yada ne saçmalıyorsam sen çok temiz kalpli ve çok iyi birisin bana böylesine bir gece yaşattın sana binlerce kere teşekkür ederim ben hiç bu kadar sevilmemiştim saçımı ilk kez sen okşadın inan bana belki birçok kişi ile birlikte oldum gecelerini süsledim ama sen çok farklıydın seninle sevişirken bile ilk kez bu kadar zevk alarak yaptım bu işi. Şimdi senin kollarına tekrar uzanacağım ve bana tekrar sarılacaksın ve sana bir sır. Bu son sarılmamız olacak ben senden başka kimsenin kolları arasına girmek istemem sen beni bir orospu olarak görebilirsin bu gayet normal ama ben sadece biraz huzur aradım hepsi bu'
Onu sevebilir miydim? Ona aşık olabilir miydim? Peki beni bu kadar ağlatan ne? Yoksa yoksa çoktan aşık oldum mu? Hayır olamaz ben ne yapıyorum... Çok sarhoşum evet bir şeyim yok sakinim sadece biraz fazla duygusalım ve ağlıyorum. Peki elimdeki ne? Kapağı açık yarım bir fare zehri mi bu? Peki diğer yarısı nerde? Yere düşerken kararan gözlerim ya hissettiğim bu anlamsız acı? Zehrin çoktan kanıma karışmakta olduğunun göstergesi değil mi?...