Uyuyan Sınıf 11.Bölüm
UYUYAN SINIF
Sınıfta kalanların değil hayatta kalanların sınıfı
11.BÖLÜM
YAZAN:OĞUZ BATIN
Cumhuriyet Lisesi’nin tam karşısında, ağaçların gölgelediği küçük bir park vardı. Parkın arkasındaki kuytu köşe, öğrenciler arasında gizli bir buluşma noktası olarak biliniyordu. Orada genellikle ders kaçıranlar, sigara içenler ya da sırlarını paylaşmak isteyenler toplanırdı. Ancak bu sabah, kuytulukta sadece Orkun vardı. Gömleğinin cebinde duran sigarasını aceleyle yakmış, bir yandan da telefonuna eğilmişti. Dudaklarından dökülen kelimeler fısıltı gibi ama heyecan doluydu:
“Sevgilim… aşkım…”
Onun bu sözleri, aslında gizlice süregelen bir ilişkinin ipuçlarını veriyordu. Orkun’un kalbi hızlı çarpıyordu; çünkü telefondaki ses, sınıf arkadaşı olmayan başka bir kızındı.
Ne var ki o an beklenmedik bir şey oldu. Orkun, tam “Seni çok özledim” diyecek olmuştu ki, arkasında ayakkabı topuklarının sert adımlarını duydu. Döndüğünde karşısında Gülay’ı gördü. Gülay, sınıfından, uzun süredir kalbini çalan, ama aynı zamanda sert mizaçlı bir kızdı. Orkun’un gözleri büyüdü; elindeki telefonu panikle cebine saklamaya çalıştı.
“Ne yapıyorsun sen burada?” dedi Gülay, sesinde öfke ve kırgınlık iç içeydi.
Orkun’un dudakları kurudu. “Şey… sadece arkadaşımla konuşuyordum.”
Gülay, onun bu yalanını hemen fark etti. Telefonun hoparlöründen hâlâ bir kadın sesi geliyordu. “Aşkım, neden sustun?” diyen o ses, her şeyi açık etmişti.
Gülay’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Öfkeyle yumruğunu sıktı ve gözlerini Orkun’a dikti.
“Sana gününü göstereceğim, şerefsiz!” diye bağırdı ve hızla oradan uzaklaştı.
Orkun, Gülay’ın arkasından bakakaldı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Onun öfkesinin neye dönüşeceğini kestiremiyordu. Çünkü Gülay, okulun en gözü kara kızlarından biriydi. Bir kere öfkesini kazandın mı, bütün okulun haberi olurdu.
“Ne yaptım ben…” diye mırıldandı Orkun. Bir anda, sadece bir telefon konuşmasının hayatını karartabileceğini fark etti.
Okula dönerken başını öne eğmişti. Koridorlarda fısıldaşmalar başladı bile. Gülay çoktan en yakın arkadaşlarına anlatmış olmalıydı. Orkun’un adı, dakikalar içinde dedikodu rüzgârında uçuşuyordu.
Öğle arasında, Gülay sınıfta otururken yanına en yakın arkadaşı Melis geldi.
“Her şeyi duydum,” dedi Melis. “O kadar güvenmiştin ki ona…”
Gülay gözyaşlarını saklamaya çalıştı. “Beni aptal yerine koydu, Melis. Bunu ona ödetmezsem rahat edemem.”
Melis başını salladı. “Ama dikkatli ol. Onun da arkadaşları var. İş kavgaya dönüşmesin.”
Tam o sırada Orkun kapıdan içeri girdi. Gözleri Gülay’a kilitlendi. Birkaç saniyelik sessizlik, sınıfta nefeslerin bile tutulmasına neden oldu.
“Gülay, bir dakika konuşabilir miyiz?” dedi titrek bir sesle.
Ama Gülay başını sertçe çevirdi. “Seninle konuşacak bir şeyim yok.”
O günden sonra Cumhuriyet Lisesi’nde dengeler değişti. Orkun’un adı, Gülay’ın öfkesinin gölgesinde yaşamaya mahkûm oldu. Arkadaşlarının arasında bile güven kaybetmişti. Gülay ise kendi gururunu korumak için her yerde başını dik tuttu. Ama geceleri, kimse görmediğinde, kalbinde büyük bir kırgınlık taşıyordu.
Orkun birkaç kez özür dilemeye çalıştı, ama her defasında Gülay’ın bakışları, onu susturdu.
Bir sabah, parkın o kuytu köşesinden geçerken Orkun iç çekti. “Keşke hiç o telefon konuşmasını yapmasaydım,” dedi kendi kendine. Çünkü bazen tek bir kelime, bütün bir dostluğu, hatta belki bir aşkı sonsuza dek bitirebilirdi.

