Uyuyan Sınıf 12.Bölüm

UYUYAN SINIF

Sınıfta kalanların değil hayatta kalanların sınıfı

12.BÖLÜM

YAZAN:OĞUZ BATIN

Cumhuriyet Lisesi’nde sıradan bir sabahtı. Sınıfta mırıldanmalar, defterlerin sayfa sesleri ve kâğıt hışırtıları duyuluyordu. Orkun, arka sırada telefonunu gizlice kurcalarken göz ucuyla Gülay’a bakıyordu. Gülay, sınıfın ortalarında oturan, dikkat çekici güzelliğiyle birçok kişinin ilgisini toplayan biriydi. Orkun’un uzun süredir ona karşı ilgisi vardı. İlk başlarda tatlı sözlerle yaklaşmış, “sevgilim” ve “aşkım” diye seslenmişti. Gülay, başta çekingen davranmış ama sonunda Orkun’un ilgisine karşılık vermeye başlamıştı.

Her şey yolunda gidiyor gibiydi, ta ki Gülay bir sabah okulun arka tarafında Orkun’u başka bir kızla konuşurken görene kadar. Orkun’un sesi alçak ama netti: “Merak etme, senin için her şeyi yaparım.” Bu sözleri işiten Gülay’ın kalbi buz kesmişti. İçine bir kor gibi düşen öfke, gözlerini doldurmuş, dudaklarını titretmişti. O an yanlarına girmedi. Sadece uzaktan, sessizce izledi. Ama kendi kendine fısıldadı:
— Sana gününü göstereceğim, şerefsiz...

O günden sonra Gülay’ın gözünde Orkun’un hiçbir değeri kalmamıştı. Ancak içindeki yarayı sadece uzaklaşarak iyileştiremezdi. Ona acı çektirmesi gerektiğini hissediyordu. Birkaç gün sonra Orkun’un üzerinde kendi ceketini gördü. Önceden ders çalışırken sırtına bırakmıştı. O an bir fikir aklına düşüverdi. Orkun ceketi geri vermemişti ve bu durum onun işine yarayabilirdi. Eve döndüğünde babasının yanına gidip, kararlı bir sesle,
— Baba, Orkun ceketimi vermiyor. Defalarca söyledim ama geri getirmiyor, dedi.

Babası, Gülay’nın gözlerindeki öfkeyi fark etti. Önce sakinleşmeye çalıştı, ama kızının sesi titrerken hissettiği acı, adamın sabrını taşırdı. Gülay devam etti:
— Hatta başkalarının yanında bana sahip çıkmadı, beni rezil etti.

Adam yumruğunu sıktı. O an yüzü sertleşti. Gülay, planının ilk adımını başarıyla atmıştı.

Gülay’ın sözleri babasının içine işledi. O, kızının gözyaşına kıyamayan, gururuna düşkün bir adamdı. “Kim benim kızıma böyle davranır?” diye düşündü. Orkun’un ismi, adamın zihninde öfkeyle kazındı. Gülay ise sessizce babasının yüzünü izliyor, planının adım adım ilerlediğini hissediyordu.

— Merak etme kızım, dedi babası, sesi kararlı ve gür bir şekilde. “O ceketini vermeyen, sana sahip çıkmayan çocuk kimmiş göreceğiz.”

O gece evde ciddi bir sessizlik hâkimdi. Gülay, odasına çekildiğinde içindeki intikam ateşi giderek büyüyordu. Orkun’un yüzünü gözlerinin önüne getirdi. Onun, başka bir kıza “sevgilim” derkenki halini düşündü. Kalbi sıkıştı ama aynı zamanda içine garip bir huzur yayıldı. Çünkü ertesi gün onun için farklı bir gün olacaktı.

Babası ise akşam saatlerinde iki eski dostunu aradı. Mahallede herkesin saygı duyduğu, iri yapılı bu iki adam, Gülay’nın babasının sözüne güvenir, onu yalnız bırakmazlardı. Telefonda fazla ayrıntıya girmedi. “Yarın okula gideceğiz, bir mesele var,” demekle yetindi. Dostları da hiç sorgulamadan kabul ettiler.

Gülay sabaha kadar uyuyamadı. Düşünceler içinde dönüp durdu. Acaba babası gerçekten Orkun’un karşısına çıkacak mıydı? Yoksa sadece kızının gönlünü almak için mi böyle konuşmuştu? Ama içinden bir ses, babasının ciddi olduğunu söylüyordu. Sabah olduğunda aynanın karşısına geçti. Yüzünü dikkatle süzdü. Gözlerinin altı hafif morarmıştı ama bu, onun gözünde bir zafer nişanı gibiydi. “Bugün intikam günü,” dedi kendi kendine.

Okul zilinin çalmasıyla sınıfta herkes yerine geçti. Orkun, her zamanki rahat tavrıyla sıraya yaslanmış, sanki dünyada hiçbir sorun yokmuş gibi gülümsüyordu. Gülay, onu görünce dişlerini sıktı. İçinden, “Az kaldı...” diye geçirdi.

O gün dersler yavaş ilerliyordu. Gülay, sırasına oturmuş, defterine hiçbir şey yazmadan Orkun’u izliyordu. Onun umursamaz halleri Gülay’nın öfkesini daha da körüklüyordu. Orkun, etrafındaki arkadaşlarıyla şakalaşıyor, arada bir Gülay’a bakıp hafif bir tebessüm ediyordu. Belki de hiçbir şeyden haberi yoktu, belki de Gülay’nın hâlâ ona kırgın olduğunu düşünmüyordu. Ama Gülay’nın içinde fırtına kopuyordu.

Öğleye doğru sınıfta tuhaf bir sessizlik oluştu. Koridordan gelen ayak sesleri herkesi meraklandırdı. Sınıfın kapısı birden açıldı. İçeriye Gülay’nın babası girdi. Yanında iki iri yarı adam vardı. Hepsinin yüzü asıktı. Sınıfta mırıldanmalar başladı, birkaç öğrenci şaşkınlıkla birbirine baktı. Öğretmen izin kağıdı imzalarken bir an durdu, başını kaldırdı ve gelenleri görünce kaşlarını çattı.

Gülay, başını eğip dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle defterine baktı. Kalbi hızlı çarpıyordu ama içinde tarifsiz bir rahatlık vardı. Planının ikinci adımı gerçekleşmişti. Babası sınıfın ortasına doğru yürüdü, gözleri doğrudan Orkun’a çevrildi.

Orkun önce şaşkınlıkla ayağa kalktı.
— Amca, hayırdır? diye sordu, sesine belli belirsiz bir titreme bulaşmıştı.

Gülay’nın babası tek kelime etmeden sınıfın kapısını kapattı. Kapının kapanmasıyla birlikte içerideki hava daha da ağırlaştı. Öğrenciler nefeslerini tutmuştu. Kimse hareket etmiyordu. Orkun’un yüzündeki rahat gülümseme kaybolmuş, yerini endişeli bir ifade almıştı.

Gülay’nın kalbi hızla atıyor, gözlerini babasından ayırmıyordu. O an, içinde zaferin ilk kıvılcımları parlamaya başladı. Artık geri dönüş yoktu.

Gülay’nın babası, bir anda Orkun’un üzerine yürüdü. Sert bir sesle:
— Sen, kızımın ceketini neden vermiyorsun? dedi.

Orkun yutkundu. Ne diyeceğini bilemeden:
— Amca… şey… ben… getirecektim aslında, diye kekelemeye başladı.

Ama sözünü bitiremeden babanın eli şak diye yüzüne indi. Sınıfta yankılanan tokat sesi, herkesin yüreğini hoplattı. Birkaç öğrenci irkildi, bazıları nefesini tuttu. Gülay başını kaldırıp babasına baktı, gözlerinde bir anlık parıltı belirdi. Orkun, şaşkınlıkla yanağını tutarken öfkeyle devam etti adam:
— Benim kızıma sahip çıkmayıp onu rezil etmeye utanmadın mı?

Orkun gözleri büyümüş, dili tutulmuştu. Ağzından çıkan tek kelime “Ben…” oldu. Ama ikinci tokat çoktan gelmişti. Babasının yanında duran iki adam da sert bakışlarla Orkun’un etrafını çevirdi. Sınıftaki öğrencilerden kimse kıpırdayamıyordu.

Öğretmen araya girmeye çalıştı:
— Beyefendi, burası okul! Lütfen sakin olun!

Ama adamın öfkesi dinmiyordu.
— Okulmuş! Önce adam olmayı öğrenmesi lazım! diye bağırdı.

Orkun’un gözleri doldu. Hem utançtan hem acıdan başını öne eğdi. Hiçbir şey söyleyemedi. O sırada Gülay, içinden gelen sesi bastıramadı:
— Ceketimi geri vermemek bir yana, başka kızlara da “aşkım” diyorsun, değil mi?

Orkun, şaşkınlıkla Gülay’ya baktı. İşte o an, her şeyi anladı. Gülay’nın intikam ateşi tüm sınıfın önünde yanıyordu.

Orkun konuşmaya çalıştı ama sesi titriyordu:
— Gülay, ben… açıklayabilirim…

Gülay’nın babası daha da hiddetlendi.
— Açıklama yapma! Kızımın gözyaşını gördüm ben! dedi.

Sınıfta bir uğultu başladı. Bazı öğrenciler birbirine fısıldıyor, kimileri ise korkuyla sahneyi izliyordu. Gülay, artık istediğini almış gibi hissetti. Orkun’un yüzündeki çaresizlik, onun içini soğutmuştu.

Sınıfta nefesler tutulmuştu. Orkun başını öne eğmiş, çaresizlik içinde öylece duruyordu. Yüzündeki kızarıklık tokatların izini taşıyordu. Gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini zorluyordu. Gülay ise defterine bakıyor gibi yapıyor, ama göz ucuyla her şeyi izliyordu. İçinde bir serinlik dolaşıyordu; uzun zamandır yüreğini yakan ihanet ateşi sanki söndürülmüş gibiydi.

Öğretmen nihayet ciddi bir ses tonuyla araya girdi:
— Beyefendi, daha fazla uzatmayalım. Burada çocuklarımız var. Konuyu dışarıda konuşabiliriz.

Gülay’nın babası derin bir nefes aldı, ama bakışları hâlâ Orkun’un üzerinde kaldı. Son bir kez sertçe:
— Bir daha kızımın kalbini kırmaya kalkma, dedi. Sonra yanındaki adamlarla birlikte sınıftan çıktı.

Kapı kapandığında sınıfta uğultu yükseldi. Öğrenciler heyecanla fısıldaşıyor, kimi “gördün mü tokadı?” diye soruyor, kimi de “babasını çağırmış, helal olsun” diyordu. Orkun ise sessizdi, başını sıraya yaslamış, kimseyle göz göze gelmek istemiyordu.

Gülay, sessizce defterini kapattı. İçinde garip bir huzur vardı. Ama aynı zamanda bir boşluk hissetti. İntikamını almıştı, fakat kalbinin kırıkları hâlâ oradaydı. Kendine fısıldadı:
— Bu bana yetmeli. Onun ihaneti cezasız kalmadı.

Orkun, Gülay’nın yüzüne baktığında, gözlerinde hiçbir pişmanlık göremedi. O an, kaybettiğini anladı. Ne kadar açıklama yaparsa yapsın, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Zil çaldığında herkes sınıftan çıkmak için ayağa kalktı. Gülay da ağır adımlarla kapıya yöneldi. İçinden geçen tek şey şuydu: “İhanetin bedelini ödetmek bazen en büyük zaferdir.”

Ve o gün, Cumhuriyet Lisesi’nde kimse bu olayı kolay kolay unutamayacaktı.

01 Mart 2026 8-9 dakika 12 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar