Vedalaşmak
Köyün kıvrımlı yollarının gölgelerden arınıp aydınlanmaya başladığı saatlerdi. Üzülüyordum. Neredeyse bir yıl emek vermiştim bu köye. Ama ne olacaktı ki. Her güzel yaşantının bir sonu yok muydu? Bir nefeslik değil miydi ömür? Bir cam buğusu kadar durmuştum öğrencilerimin yüreklerinde. Sonra ben de buharlaşmıştım sessizce. Valizimi topladım. Yavaşça arabanın bagajına koydum. Bir valize sığdırdığım hatıralarımı yeni bir sefere yola çıkarıyordum. Son kez köyüme ve okuluma baktım. Öğrencilerim evlerinde idi. Belki kimsenin haberi yoktu gideceğimden. Ama olsun. Davulla zurnayla mı karşılanmıştım bu okula girerken. Gidişlerin de sessiz olması gerekir bazen. İncitmeden...
Belki bir küçük yüreği titretmek daha acıtır. Bilemiyorum. Kötü haberler alıştıra alıştıra mı verilmeli yoksa bir çırpıda yüzleşip alışılmalı mı? Hangisi daha doğruydu ki? Ben ağlamalı vedaları değil sessizce gidişleri sevmiştim. Aracın direksiyonuna geçip yavaşça kapımı kapattım. Bir göz aradım yine beni fark edecek, gitme öğretmenim diyecek bir göz. Gitmem gerektiğini bile bile bunu nasıl istiyordum bilmiyorum.
