Zar

- Ölüm müdür beni senden alan yoksa sen misin beni unutmak için bahane arayan.
- Güzel söylemiş şair.
- Keşke söylemeseymiş (!)
- Neden?
- Bir insanın göz bebeklerinde ölmek kötü bir şey olsa gerek.
- Yaşarken ölmek yani.
- Aynen öyle...

Yaşarken ölmek her insana nasip olmaz, diyemeyeceğim. Milyarlarca insan kimlikte var gözüküyor. Tanrı bağırdığında var gözüküyor ama yok aslında.
Kirli kalplerden öleceğiz. Hayat telaşından sokak başlarında, herhangi bir kafede masada, otobüste sağ koltukta, trende gürültüde... Çok insan var, varken kaybettiğimiz. Bazen özlüyor insan yanlış bir yerde bıraktığı birini. Bazen özlüyor insan bir tenin kokusunu, bir tene dokunmayı.

O kadar uzun zaman oldu ki bedenimde başka bir el hissetmeyeli. Tüylerim diken olmayalı, gökyüzünde gezmeyeli. Çok zaman oldu, hayata restler çekmeyeli.

Bu konuşmayı en son Cem ile yapmıştık. Loş bir bardaydık, sarhoştuk, sevişiyorduk. Tuttu elimden : '' gidelim '' dedi. Nereye demek hiç aklıma gelmedi. Gittik. Sonuç yine aynıydı, sabah uyandığımda yoktu.
Beyaz bir yatakta uyanmak en kötüsü. Neden mi? gri en çok beyazda belli olur.

Kalktım duş aldım, üstümü giydim, kahvaltı yaptım ve çıktım. Orası benim evim değildi. O benim kocamda değildi. Zaten o gece tanışmıştık. Akşama doğru bir mesaj geldi Cemden '' Selam Peri akşam buluşalım mı? ''

Adımı bile yanlış biliyordu ve tek derdi benimle yatmaktı. Adım Tülay'dı. Neden Peri dediğimi hatırlamıyorum. Belki de onun adı da Cem değildi. Bildiğim tek birse vardı aksam gitmeyecektim.

İşten çıktım. Otobüse bindim. Genel tacizlerle karşılaştım. Mutlaka bir yerim mıncıklanmıştı. İçimden bol bol sövmüştüm. Kadın olmak zor bu ülkede ya da dünyada. Sadece seks objesi olarak görüldüğün bir yerde ne kadar değerli olabilirsin ki? Koskoca bir hiç. Zorda olduğumu anlayan biri
- beyler ayıp oluyor rahat bırakın hanımefendiyi dedi.
Adamlar çekildi. Hoşuma gitmişti. Uzun boylu esmer, korumacı tipli tam evlenilecek adamdı. Aynı yerde indik. Teşekkür ettim. Tanıştık. Adı Mehmet'miş. Yol boyunca yürüdük hava karardı evinize bırakabilirim dedi ve ekledi yanlış anlamayın sakın kötü bir niyetim yok. Nedense güvendim bir an, tamam dedim küçük, güvene muhtaç bir kız çocuğu gibi.

'' İstersen bir kahve içebiliriz ''dedim reddetti. Şaşırmıştım benim gibi bir kadına hayır demişti. Hoşuma gitmişti. '' Millet yanlış anlar '' dedi gözleri yerde. ''Ama istersen yarın öğlen içebiliriz. ''
'' tamam, olur ''dedim numaralarımızı verdik.

Sabah uyandığımda mesaj yok. Ekildiğimi düşünmüştüm. İş yerinde yerimde duramıyordum resmen araması için dört gözle bekliyordum. Öğlene doğru aradı konuştuk '' Tunay kafede sözleştik. Çok heyecanlıydım belki de aynaya yüz bin defa bakmışımdır. Uzun zaman sonra ilk kez böyle hissetmiştim. Damarlarıma kadar heyecan kokuyordu bedenim, aşk enjekte ediyordu beynim vücuduma. Kemiklerim bile titriyordu. Üç gibi gittim. Erken gelmişti önünde kırmızı güller vardı siyah bir tişört vardı üstünde altında lacivert pantolonu. Benim üzerimde pudra rengi bir elbise vardı. Beni görünce ayağa kalktı, eline gülleri aldı
- gelmeyeceksin diye çok korktum dedi. Öyle bir sarıldı ki sanki yıllar önce görmediği biriyle karşılaşmışçasına, geçmişinden geliyordum sanki. Güven bu demekti.

Yemek yedik sohbet ettik. Kendini anlattı bana uzun uzun. Çok sade bir hayatı vardı. Ünlü bir şirkette genel müdürdü. Şaşırmıştım, o kadar sadeydi ki. '' araban neden yok ''dedim gayriihtiyari.
- iyi ki yokmuş dedi yoksa tanışamayacaktık.
Gülümsedim aptal aptal. Nedensizce saatlerdir gülüyordum ve bundan şikâyetçi değildim.
Ertesi günde buluştuk, sonraki günde her gün buluşmaya başladık. Ama hep dışarıda hiç eve gelmiyordu. Hediyeler sürprizler her şey mükemmeldi. Sadece bazen çok kıskanç ve saldırgan oluyordu. Seven kıskanır diye mi yoksa kör kütük asık olduğumdan mı bilmiyorum görmezden geliyordum birçok şeyi. Bir gün restoranda garsondan kıskandı beni ve kavga çıkardı. Günlerce konuşmadım.

Bazen susarsınız milyonlarca kelime söylenmişçesine...

Bir sabah uyandım, bir mesaj vardı '' Paris'e gidiyoruz akşam hazırlan. :) '' hemen aradım her zamanki gibi açmadı. Gidemezdim iş yerinden izin almalıydım. Her şeyi göze alıp bavulumu hazırladım, akşama doğru ellerinde papatyalarla geldi. Hiç konuşmadık. Sadece öpüştük, ilk kez. Uzun uzun saatlerce öpüştük.

Uçaktan indik harika bir otele gittik. Her şey rüya gibiydi. Eiffel'in karsısında evlenme teklifi etti. Ertesi gün konsoloslukta evlendik. Gelinliğimi tam istediğim gibi seçmişti. Türkiye'de evimizi bile hazırlamıştı, her şey çok güzeldi. Kıyafetlerime karışıyordu aşırı hepsi bu.

Bakire olmadığımı fark edince uzaklaştı gibi geldi biraz, yalanlar söyledim. Onu kaybetmemek için. Düzeldi geri. Ama daha da kıskançlaştı, her şeyimi tüm geçmişimi sorgulamaya başladı. '' İstanbul'u sorgula geçmişimi sorgulayacağına '' dedim sustu. İçti saatlerce içti. Önce ağladı sonra evdeki her şeyi kırdı.

Bazen geçmişinizden kurtulamıyorsunuz, hatalarınızdan. Onlar geçmişte kalmıyor.

Artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. O eski o değildi. Dokunmuyordu bile bana. Konuşmuyordu.

- Boşanmak istiyorum.
- Boşanamazsın.
- Böyle yürümez. Kabullenemiyorsun. Bitsin. Geçmişimi değiştiremem yok sayamam. Bilseydim bastan bitirirdim.
- Tülay sus.
- Susmayacağım. Bıktım anlıyor musun bıktım. Aynı evin içinde hayalet gibiyiz. Yaşarken ölmek zor. Anlamıyorsun sana âşıkken kilometrelerce ötende durmak çok zor. Dedim ağlayarak. Bağırma dedi sadece kendimden geçmiş gibiydim bağırıp çağırıyordum.

Kalktı bir tokat attı sonra bir tokat daha saatlerce dövdü. Sadece ağladım. Gözlerimi açtığımda her yerim kanlar içindeydi.

Bazen kimi sevdiğini göremiyor insan. İnsan denen mahlûkatı tanıyamıyoruz ne acı.

Sonra boşandık. Ama bir daha âşık olamadım. Evlendim bir daha yıllar sonra iki tane çocuğum oldu. Ama geçmişimden hiç utanmadım. Çünkü ben bir zardan ibaret değilim, ben kadınım mal değilim, obje değilim. Yanlış olabilir ilişkilerim, ama beni ben yapan ufacık bir zar değil ruhum.

09 Ocak 2012 5-6 dakika 14 öyküsü var.
Yorumlar