Adı Saklı Sanki
Seni neşe-i uhradan beri tanıyorum sanki...
Seni neşe-i uhradan beri tanıyorum sanki,
Bakışın usulca akşama yaklaşıyor,
Sesin bana sonbaharı, belki de son baharı fısıldıyor.
Yazılacak ne varsa ömrümde, adının en güzel yerinde durduğuna inanmışım.
Bekledikçe ve sesinin bir gün beni bulacağını sandıkça,
Tel tel çözülüp kopuyorum bu şehrin ortasında.
Günler birbirine ekleniyor, gece olmaktan vazgeçiyor,
Senli ya da sensiz bir yaprak takvim dahi kalmıyor elimde.
Her gün en sevdiğin renkten bir balonu gökyüzüne bırakıyorum,
Sen gelmiyorsun, ben kupkuru bir boğazla öylece yutkunuyorum.
Seni neşe-i uhradan beri tanıyorum sanki,
Bazen bir bakışınla en uzaktaki ülkeleri fethediyor gibiyim,
Bazen uğruna kavimlerin yollara düştüğü bir göçün ortasında kalıyorum.
Koşulamayacak kadar yakın, adım atılsa düşülesi bir uçurumsun,
Ruhunu tutmalara kelepçe, bana gelmelere pranga vuran yine sensin.
Seni düşündükçe, sordukça ve içimde çoğalttıkça,
Zaman inadına uzuyor, takvimler koçanlarıyla ayaklanıyor.
Sen yine o gelmeyen adımlarınla uzaklarda kalıyorsun,
Ben ise her defasında ıssız mahallelerinden geçmekle avunuyorum.
Seni neşe-i uhradan beri tanıyorum sanki,
Bakışın bazen bahçemdeki en kibirli şakayıkları bile kıskandırıyor,
Bazen çiçeklerin o efsunlu rüzgârda boyun büküşüne sebep oluyorsun.
Yoksun; evet, yokluklarınla ve adımlarının sessizliğiyle meşhursun.
Gidişin içimdeki en kalabalık caddeleri bile ıssızlaştırıyor,
Korkularım büyüyor, her köşe başında hayaletinle karşılaşıyorum.
Sen bu koca şehirde adına yazılanlardan bihaber yaşıyorsun,
Ben ise adını anmadan geçen her saniyeye yabancı kalıyorum.