Atîk
Kahve ve yemek kokuları alaya alıyorlar beni,
Eski bir şeylerden nüveler bulunduran sokakların.
Oradan geçişimin geç kalınmışlığını,
Dillerine dolayarak.
Çok eskiden yaşamış iyi bir adamın,
Defalarca kazınıp yeniden dökülmüş asfalt altında kalan ayak izine basıyorum.
İliklerim sızlıyor.
"Afedersin" ; diyorum, içimden.
İsteksiz kahkaha atıyor.
Minarelerin yükseliği ölçüsünde,
Dönen başıma aldırmadan,
Kulelerden çanlar çalınıyor.
Bir din adamı var, yüzünü seçemiyorum,
Sesi kulaklarımda çınlıyor.
Toz, toprak doluyor babamın aldığı ayakkabı,
Yüzyıllardır dokunulmamış bir milim yer bulmak için;
Kazıp duruyorum, dişlerimle.
Bir köpek kemiğine rastlıyorum.
Tiksinince şahsım, utanıyorum
Uluyor, ağlar gibi.
Yaşlı sakallarını sıvazlıyor.
Ama gözyaşı saklamıyor benim için.
Bastonuna yaslı duran ellerine ve dizlerine yüklenip,
Kalkıp gidiyor dünya.