Ay Tutulmasının Hiç mi Suçu Yok Demek İsterdim
Şimdiye kadar,
Kel kafaya şimşir tarak derlerdi de inanmazdım.
Kel alaka deyip çakı ile yazmaya devam ederken,
tahta masanın, güve yemiş gibi delik deşik olmuş,
çürümüş ,çentikli aralıklarına..
İnanmazdım !
Şimşir otu ile dimşir otu'nun,
su dolu havanda dövülüp,
az zencefil ile karıştırıp,içine bade koyup,
fincanı taştan oyduklarını,
içine seni ve beni koyduklarını görene kadar...
Bak ! Şu yaradanın işine ki;
Ben,ah, vah! ederken ahvalime,
iyi de kardeşim fincan oyuluncaya kadar,
aklın neredeydi diye sordular,
aklımın sende olduğunu demedim,
yada diyemedim,
korkma anam !
bizde öyle döneklik olmaz,
değil adını vermek, saçının bir tek telini kurban ederik,
bilirsin;
Biz Adanalıyık, Allahın adamıyık derken,
Ser'i verdik, ama sırrı vermedik!
başımızdaki zaptiyelere...!
Biliyorum ki;
desem ki ?
suç ve ceza kanununa binayen,
ben ve o gizliden gizliye,
her gün hergece, yıldızları seyrederken,
ay tutulmasına tutulduk,
ölçüyü fazla kaçırıp birbirimize tutulduk da;
O yüzden kas gevşetici,
kalp yumuşatıcı kullandık desem,
diyebilsem !
yada;
dediklerimi dinletebilsem..!
İşte o zaman;
o fincanın kulpu sana kapı olarak,
bana sapı olarak döner sevgilim olacak sevgilim!
işin yok ise ondan sonra sap ile samanı,
samanlıkta
iğne ile, iğne bulamaz isen yağlı kazık ile,
kazık bulamaz isen, çakı ile,
masalara adını kazırken,
kazık kadar adamsın el kadar çocuğa nasıl tutulursun derlerken,
ay ışığının,
ay tutulmasının hiç mi suçu yok demek isterdim !
Üzerimdeki urbaları kapıda giyinip,
Dimyat'tan gelecek pirince,
şimdiden,
bel bağlarken...
çobandan sevgilerle......