Beyazıt'ta Gece Yağmuru



Gecenin gözyaşlarıyla yıkanmış,
Beyazıt'ta bir lamba titrer, mehtap sönerken.
Lale bahçeleri, çıplak ayaklı çocuklar gibi üşür sırılsıklam kaldırımlarda,
Sis, minarelerin boynuna dolanmış bir atkı…

Kitaplar ıslanmış sahaflar çarşısında,
Ciltlerdeki yaldız, ıslak caddede parıldayan devalüasyona uğramış liranın işareti…


Bir dilsiz öğrenci, gözlüğünü siler umutsuzca,
Vitrindeki Dîvânu Lugâti't-Türk kopyasını okuyabilmek için…

Kahvede tavla sesleri, fincan şıkırtısı,
Antika bir radyodan tıslayan bir hafız sesi eşliğinde…


Gölgeler uzar, bir cellat gibi,
Nice Sinan'ın taşlarını yıkar yağmur…

Ve yaşlı bir kadın,
Eski bir şarkı mırıldanır;
“İstanbul'da olmak, yağmurda kaybolmak gibi...”

Laleli'de bir otel kapısında gölge oyunları,
Işığa vuran toz taneleri gibi döner hayatlar.
Bir sokak kedisi, bir simitçinin sepetine sığınmış,
Tarih, bir miskinler tekkesi gibi uyukluyor…

Sonra
Vapur düdüğü boğazı yırtar,
Sisler içinden...
Bir an her şey donar;
Ne balıkçı, ne dilenci, ne de sevgililer…

Sadece
Yağmurun hüzünlü melodisi çınlar…


Ve bu kadim İstanbul;
Bir yalnızlıktır ki hiç dinmez…
Taa yüreklerinizdeki en kuytu haneye kadar işler.

Ve ben
Cebimde son bir mektupla,
Yürürüm ıslak kaldırımlarda.
Kimseye selâm vermeden,
Kimsenin gözüne bakmadan…

Çünkü biliyorum;
Bu şehirde herkes bir hikâyedir,


Ve her hikâye,
Islanmış bir gazete kâğıdı gibi
Dağılır sabah rüzgârına…

29 Ağustos 2025 470 şiiri var.
Beğenenler (1)
Yorumlar