Bir Kadının Dilsiz Hikayesi
Her çığlık, gökyüzünde yankılanmadan söndü.”
“Sus” dediler,
“Susmak kadının süsüdür"
Önce sesini kıstılar,
Bir lambanın fitilini
İki parmak arasında ezer gibi
Sonra adını küçülttüler,
Bir odaya sığdırdılar gökyüzünü
Gündüz bile
Gece koktu saçlarında.
Kadın
Önce kendi gölgesine sığındı
Gölgesi bile ürkekti
Duvara çarpıp geri dönen bir kuş gibi
Kanadını içinde kırdı.
İçindeki nehri
Susturmayı öğrendi.
Taş taş ördü suskunluğunu,
Kelimelerini bir kuyuya bıraktı.
Her sabah yüzüne
Başka bir sabır sürdü yüzüne
Mor bir sabır…
İnce bir çatlak gibi uzayan
Kimse görmedi
O çatlağın
Bir uçurum olduğunu.
Sesi
Boğazında düğümlenmiş
Bir kıştı artık.
Kar yağdı içine,
Ama kimse üşüdüğünü görmedi.
"Çünkü kadınlar
En çok içlerinden donar.”
Ruhu camdan yapılmış
Bir şehir gibiydi artık
Her bağırışta çatladı,
Her susuşta parçalandı.
Kimse duymadı
“Çünkü dünya
Bir kadının kırılma sesini
Rüzgâr sanacak kadar alışkındı"
Sonra,
Bir öfkenin kıyısında
Koptu hayatın ipi
Bir çığlık yükseldi
Ama ne gökyüzü yarıldı
Ne de yer yerinden oynadı.
Sadece bir isim daha eklendi
Soğuk mermerlerin listesine:
“Yine bir kadın…”
Saçları vardı kadının,
Her teli bir nehrin akışına yeminli
Şimdi kara toprakta
Birer sönmüş kandil kuytusu.
Söndü gözlerindeki
O kadim fener.
Geriye yalnızca
Faili meçhul sabahlar kaldı.
Gülüşü vardı kadının
Kış ortasında kopan
Bir bahar ihtilali gibi
Şimdi o gülüş
“Soğuk mermerlerin
Dilsiz hikâyesi"
Hakkı değildi bu karanlık,
Bu erkenci gece
Hakkı değildi
Bir öfkenin gölgesinde solmak
O bir anneydi,
Bir yârdı,
Bir yarındı.
Her giden kadınla
Bir nota düşer senfoniden.
Gökyüzü kararır,
Bir harf silinir alfabeden
Ve insanlık
“Kendi şah damarından vurulur.”

