Bir Seyyah'ın Elli yaş Destanı Lahika 3
Zemheri tırmanamaz benim gönül dağıma
İçimde hiç sönmeyen kadim bir ateş yanar
Göçmen kuşlar geçerken uğrasa konağıma
Yorgun düşen ruhumda dertli yaralar kanar...
Ben eski bir masalın en puslu mirasıyım
Annemin ilk kundağı,derin hatırasıyım
Aşkın ağır yükünü yüreğimde taşıdım
Sancılı bir uykudan uyanır gibi her gün.
Zamanın tırnağıyla talihimi kaşıdım
Günlerin kıskacında ömrüm heceye sürgün
Yıkılan şehirlerin hüznü var bakışımda
Bir seyyahın teri var en çetin yokuşumda..
Yorulmuş bir nehirim, yatağında ağrılı
Yağmurlar göğe hapis, toprak öyle susuzdur.
Gönül bir sır küpünde aşk od'uyla sarılı,
Zirveler karlı ama yollar hep korkusuzdur.
Kafdağı’nın ardında bekleyen bir sır vardır
Anlamak isteyenle, aramda asır vardır
Bir kılıç keskinliği değil bendeki keder
Evliya duasının o ipeksi sesidir
Alnımıza yazılan neyse yaşanır gider
Şu "dünya" dediğimiz hengame kafesidir
Mekânın dar vaktine sonsuzluğu gizledim,
Kendi ayak izimi bulutlarda izledim.
Cehennem ateşinden, bir katre çaldı ruhum,
Cennetin nakışına, işlendi bu sessizlik.
Bir yanım kızıl alev, bir yanım tutmuş kurum
Alnımda bir dövmedir, bu soylu kimsesizlik.
Toprağa düşen yağmur, yaprağı uyandırır,
İçimdeki yangını, bir damla su kandırır.
Sonra tersten okudum mevlanayı konya'yı
Anladım ki hakikat suskunlukta saklıymış.
Sırtımda taşımaktan yorulunca dünyayı,
Anladım ki her yolun menzili de farklıymış.
Güneş her gün mecburdu bir tepeden batmaya
Yeni bir dil aradım derdimi anlatmaya..
Emin çlkli


Kaleminize sağlık, güzeldi şiir