Biraz Daha Felsefe
Tık tık...
Yaşam penceremin kum saatine dayanmış
Tüm endamıyla
O kadar çok öldüm ki
Meğer yalnızlar genç ölürmüş
Ve meğer en çok beklediğin
En unuttuğun anda gelirmiş
Hiç yanımdan ayrılmamış gibisin
Sarılıyorusun
Seviyorsun
Kızıyorsun
Tutkuyla..
Ve şaşırıyorum
Parmak uçlarım titriyor
Meğer insanın sevdiğine duyduğu öfke
Bedenine ateş olurmuş
Külleri soğuyana kadar
Ben yaşamım diye kulaklarıma fısıldarken
Karanlık odalarda tütünüme karıştığını anımsadım
Meğer insanın nazı vedalaşamadıklarına geçermiş
Bir keresinde bir tren yolunda raylardan almıştın beni
Hayat mı demiştin ve eklemiştin;
Kaybedecek neyin var bu mermi pususunda
Bir revolver ve bir ten
Anladım ki;
Meğer bilge insan ,suskunken anlaşılırmış
Nefes almadan
An ve an..
Sessizlik..
Biraz gözyaşı..
Neden ,Neden!
Beynimdeki cesaret
Ayaklarımı yürütmüyor
Ben hareketsizliği en son seni gömerken hak etmiştim
Oysa ben bir paradoksun kurbanı olmak için çok gençtim..
İşte mızmızlanıyorsun dedi hayat ve ekledi;
Sık kocaman yumruğunu
Günü doğursun bilincin
Öyle ki su uyansın
Aksın ışıkların gölgesinden
Bin yıllık yaranı
Bir amaca bağla
Beni -yaşamı baştan yarat
Gölgeler göğe çizilmiş
İki korku usturası arasında
Meğer kırık bir aynanın yansımasıymış
Günahları yüzüme vuran
Tık tık..
Yaşam,Yaşamak...