Cahit Sıtkı Tarancı / Adını Koyamadığı Bebeği Mihrimah.

Hangi cümleye sarılsa

dikişsiz yaraları kanar ağır aksak.


Çare değildir suskunluğu içine gömüşleri

bir bir ellerinden düşer elem nafile

sahilde buram buram deniz kokusu

illegal sualler birikir dilinin ucunda

yıkık sokaklardan geçer düşleri Cahit Sıtkı'nın

burası dokunaklı türküler makamıdır

içinde büyür bir 'Kara Sevda' ahh bu nasıl bir sızıdır...


Yağmuru eksiktir balkonların

yazısı hüzündür sayfaların heyhat.


Çatık kaşlara yakalanır aynalarda Mihrimah'ı andıkça

ve hangi kapının zilini çalsa her bir adım yokluğa çıkar

salona gizlenir bütün adressizlik

yüzü asıktır sokak lambalarının

ki susmak bir nevi canının yangınını gizlemektir

intihardan sayılır uçurum dibi yalnızlığı

gezinir ruhunu anlatabilme ihtimalinde

gönülsüz merhem sürer çatlamış dudağına

darağacı sözcükler besteler içi

bir haykırış alfabeden aşka asılır

evi barkı terktir sızılı sevdasının

yol uzadıkça Cahit Sıtkı azalır...


Şiirlrine dolanır Mihrimah'ın ayak izleri

hüznü eşdeğerdir yüreğinin coğrafyasına.


Bisiklet yolculuğudur savaşın tam ortasında

içiyle dışı arasındaki farkı suyun dibine dalınca anlar

mekik dokur yaşamın sevinciyle ölümün karamsarlığı arasında

kırık kelimeler toplar yarınlarına

teni esmer tereddütler dökülür kaygılarından ellerine

yokluğunun yanık kokusu genzini yakar

buhran olur heybesinde duran susuzluğu ve suskunluğu

gönülsüz vedaların vurgunudur hep, yorgunudur

ne vakit gitmeye kalksa eksik kalır pişmanlıkları

yakasına yapışır bir dağ rüzgarı, üşür nefesi

yaralı ve yamalı bir haykırıştır hevesleri

ve tıpkı,

alev alev yanan bir omanlıktır ciğerleri...


Yalnızlığın ve ölümün şairidir Cahit Sıtkı Tarancı

''yaş 35 yolun yarısı'' dediysede sesi yetmez ömrüne.


Lehçesi yarımdır coğrafyasındaki tüm ağıtların

alnında hep memleket şiirleri büyütür yalnızlık yazgısında

kıyısında papatyalar solar sol yanının

dilinde kekremsi durur cümleler

ezgileri hep yarım kalır

alnının tam ortasından vurulur darmadağın duygularda

nefes nefesedir kalbinin hikayesi

yetiştirdiği çiçeklerdendir ellerinde çizikler kalır

kan kaybeder gitgide zamansızlığı

her adım uçurum boşluğu

her yer renklerin solmuşluğudur

yakasında karanfil kurutur sevdasının

çaresizce yüzü çizilir aynalara

yüreğinde hep gün ortasdır bir Mihrimah aşkla...


''Eyy benim gönül yelkenim,

ey benim güvercin kanadında gökyüzü mevsimim.


En teha kuytusundayım sürçü lisanımın,

inan ki fazla gelmez kaldırımları

bu aşka bürünmüş begonvil çiçekli sokakların.'' diye seslenir

Mihrimah mısra mısra yazgıdır

hangi türküde sızıyla geçer adı bilinmez

yanar durur gözlerinde yutkunduğu aşk kırıntıları

hangi ıslığı çalsa tanınmaz yanları vardır

odalara sığmaz dinginliği

önsözü yırtılmış bir kitaptır söyleyemedikleri...


Dikensiz çiçekler ülkesidir avuçları

ıskalanmış özlemlerden sessizleşir Cahit Sıtkı.


Muhacir duyguların vakitsizliğinedir hüznü

ve parmak uçları

durağıdır yanlış seferlerin geç kalınmışlığına

pişmanlığı güvercin sesleri biriktirir istasyonlarda

üşümüşlüğün penceresinden bakar bir çocuk gibi

kırgındır kelimelerin ısıtamadığı iklimlere

yaralarını kaşıdıkça kıyım kıyım kıyılır sevdası

şahittir dört duvar, şahittir bağrında nar'ı

hınzır bir iççekiş ilişir hırkasına

karanfilleri hep olmamışlığın yokluğuna bırakır.

...

ve ne vakit ölümü düşünce Cahit Sıtkı

ihtimallere hep şiirin dizinde uzanır.


Saygıyla...

10 Şubat 2026 336 şiiri var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (1)
  • 1 sa. önce

    Ne güzel anlattınız Cahit Sıtkı'yı.Anısına saygı ile.