Ceplerimizde Buruşmuş Bir Yıl
*
Ceplerimizde buruşmuş
Bir zaman dilimi taşıyoruz
Ne tam geçmiş
Ne de gelecek
Giydiğimiz günler
Üstümüze bol geliyor
Kol ağızlarından sızıyor
Eksik kalmışlık
Bu çağ insanı askıya alan
Bir mevsim gibi
Tozu alınıyor ama hatırlanmıyor
Sözcükler niyetin gerisinde kalmış
Eski fotoğraflar bakıyor yüzümüze
Sesimiz birbirine değmeden geçiyor
Ìki ayrı rüzgârın
Aynı kapıyı çarpması gibi
Yakınlık bazen
Ölçü meselesi değil
Aynı suskunlukta durabilmek
Zaman içimizde
Yanlış kurulmuş bir Saat
Ìleri gitse suç, dursa kabahat
Her tik takta biraz daha
Kendimizden düşüyoruz yere
Bir şeyleri onarmaya çalışırken
Parmaklarımız alışıyor yaraya
Acı sıradanlaşıyor
Ìyileşme erteleniyor
Kalabalıklar içinden geçiyoruz
Kimliğimizi cebimize saklayarak
Kimse sormuyor artık
“İyi misin?”
Çünkü cevap çok uzun
Gökyüzü hâlâ aynı Gökyüzü belki
Ama bakışımız kirli
Yıldızlar yerinde duruyor
Biz yer değiştirmeyi
Ìlerleme sanıyoruz
Bazen durmak istiyoruz
Sadece durmak
Ne geçmişi savunmak
Ne geleceği temize çekmek
Başlangıç dediğimiz şey
Çoğu zaman geriye
Bakmayı bırakmaktır
Yıkıntılara emanet edilmiş izler var
İçimizde yarım kalmış
Cümleler büyüyor
Söylenirse dağılacak
Söylenmezse ağırlık yapacak
İkisi de yorucu
Birlikte susmayı beceremediğimiz yerden
Yalnız konuşmaya başlıyoruz
Kelimeler çoğalıyor
Anlam inceliyor
Hayat dediğimiz
Biraz bekleme salonu aslında
Ne giden belli, ne kalan
Herkesin cebinde bir tarih var
Ütüsüz, kırık , dökük
Takvim bir sayfa daha çeviriyor
Geride kalıyor bu Yıl
Sadece Takvim değişiyor, biz aynıyız
Sessizce bekleyen
Umutların kapısını çalıyoruz
Saatler asılı ama kimse bakmıyor
Ceplerimizi yokluyoruz
Hâlâ oradaysa zaman
Yaşıyoruz demektir
sevay


