Fecr-i Yâr
Şeb-i firkatte gönül, zifir-i hicrân ile dûçâr
Sînesi kül kesilir, her nefesi bir mezâr
Bir hayâl doğdu ansız, gecenin bağrından ince
Sanki rahmetti o an, çölde serâb değil, pınar
Geldi, ey cân, o cemâlinle karanlık yarıldı
Gece secdeye vardı, sustu bütün inkisâr
Aldım ellerime ben, çehre-i pâkîzini âh
Titredi rûhum o dem, durdu zaman, sustu efkâr
Ne ölüm vardı o an, ne de toprağın hükmü
Sanki takdir bozulur, yazgı olur târümâr
“Çocuklar?” dedin, ey nûr, sesi rahmet gibi yumuşak
Bir bahar rüzgârıydı, değdi geçti ruhuma var
“İyiler” dedim ama eksikti sözüm, yarımdı
Çünkü sensiz her iyilik, içinde taşır inkisâr
“Seni çok özledim” dedim, bu dilim değildi aslâ
Kemiğimden kopup gelen, kanlı bir ah ile çağlar
“Biliyorum” dedin, ey sır, bu nasıl bir tesellî
Yara kanar, lâkin üstünde güller açar
Gözlerin bir semâydı, düşsem ebed kaybolurdum
Ama düşmek ne mümkün, uyanmak olurdu mezâr
O an anladım ki aşk, ölümü bile aşarmış
Bir dokunuş yeter imiş, aşılırmış karanlık dağlar
Şeb çözülürken usul, yüzün eridi nûr ile
Bir dua gibi yükseldin, kaldı içimde efkâr
Uyandım… lakin içimde artık zifir yok idi
Bir an olsun seni görmek, ömrüme oldu bahâr
Şimdi her karanlıkta bir iz bırakır o rüya
Bilirim en koyu gece, doğurur elbet fecr-i yâr

