Gurbet
Ben açken doğruldum sol yanımdan
Al eskici, sevecen gülüşlerimi de
Para pul etmez sevinçlerimi.
Vardı, varedildi, varedecek olanın
Ve doğrulan başaklar gibi yine,
Koşarken avurtlarım
Sancıdı o sol yanımdaki kızgın dağ.
Süregelen neydi, sözegelen?
Bir hummaydı -kurtulduk.
Söküp attık, apseliyken hem de.
Kanıyor ırmağın o coşkun sesi hâlâ.
Neydi bizi göverten,
Yaraları yeniden kanatan?
Susuyorduk susmasına;
Haykırsak dünya debelenir,
Kırılsak kopardı göğde gün.
Tövbelenip yeniden
Avuçlarımızı besmeleyle
Gözden ağarken sarı yeşil soluğu
Yağarken yıldızların,
O serin koyakların sisi sarar.
Tende izi yoksa sancıların
Kalpte yara ne arar
Gayrı o kucak çok mu uzak?
Başaydı saraydı gövdesini
Ne bileydik büyüdükçe bilenen dünya
Her attığımız adımda kesecek bir yanımızı.
Küçüktük, tütüyordu ocak,
Hayaller sararken bir yanımızı.
Şimdi öldü öldürüldü -uyan oğlum
Sil o gözün yaşın
Akmasın varsın ırmak
Kurusun pınarda su.
Bir yağmurdur seni saracak
Ve kuşlar korkulara dalacak
Sen de sağanak ölümlerin duldasında
Bilinen gerçeğin çağırdığı obalara doğru
Sür atın dört nala;
Çatlatırcasına göğsünden köpüklü
Köpürtücü yılkıların yeliyle.
Ufukların tükendiği yerde
Göğdür artık seni sınayan
Orada bir yıldızsın -parıldayan
Çağıldayan;
Bir dağın uzun geniş kavislerine doğru
Koyaklardan.
Adı bilinmez rüyalara sancak
Demirden ordularınla uyanacak
Üstünden kuşanıp bin katlı tövbe ile
Bin atlı orduların heybetiyle
Çağlardan geçerek
Karaydı karanlık kararan ufuk
Kar yağdı, kara boğuldu kara
Silindi alnımdan o yazgı; kara
Savurdum bütün dualarımı
Düşmeyesin diye dara
Ey yara kapanmaz bağrımda
Koyver gideyim yâra
Düşmüşüm iflah olunmaz bir diyara.

