İçerdeki Şafak
Gerçek zindan, taş duvarlar değil,
İnsanın ruhunda oyduğu o karanlık kuyudur;
Orada zincirler bile paslanır,
Ama umut, öyle sessiz çarpar ki
Bir damla suyun kayaya inatla vurduğu gibi.
En koyu gece, göğsünü daraltan o ağırlık,
Aslında şafağın kapıya dayandığı andır.
Karanlık o kadar derinleşir ki,
Yıldızlar bile içinden doğmak için sabırsızlanır.
Pes etmenin eşiğinde titreyen dizler,
Bir adım daha atarsa,
Zamanın kendisi diz çöker önünde.
Her şeyi kaybettin sanırsın;
Ellerin boş, ceplerin delik,
Yüreğin yorgun bir kuş gibi.
Ama yarınlara dair o ince,
Neredeyse duyulmaz inancı
Sakla göğsünde,
Bir kor parçası gibi üfle,
Bırak için yansın.
Bir gün o tepeye varacaksın.
Arkanda bıraktığın acılar,
Rüzgârın savurduğu toz bulutları olacak sadece.
Güneş doğarken yüzüne vuracak,
Ve anlayacaksın:
Hiçbir karanlık,
İçindeki ışığı söndürememiş.
Sen hâlâ yürüyorsun.
Bu yürüyüşün adı,
İnsanın en büyük zaferidir.



