Kambur Gülümseme
Ağlamaya hazır bir yüzün
gülmeye çalıştığı o an,
dudaklar kıvrılır ama gözler ıslanır;
kalbimde bir kuyu açılır,
Yusuf’unki gibi,
farklı derinlikte ama aynı eller iter...
Kimseye küsmem ben,
içimden silerim adını,
Kin de tutmam,
Konuşmam, sormam, merak bile etmem.
Sessizce veda ederim,
bir nefeste, bir bakışta,
sessiz bir yeter ile bir anda biter her şey.
Bırak ertelensin şimdi tüm duruşmalar,
kağıt şahit, kalem şahit, Allah şahit;
Elbet görülür benim de davam,
Mahşerde, mahkemeyi-kübrada...
Ben bu alemde sadece bir zerreyim,
ne kadar Allah ileyim,
o kadar izzetliyim.
Bütün çabam onurumla yaşamak,
bütün umudum O’na sığınmak.
Ve ben yürürüm,
Yüzümde o kambur gülümseme,
Yüküm sırtımda, imanım kalbimde,
kimseye el uzatmadan,
sadece O’na muhtaç olarak.
Ve işte bu benim şiirim:
susmak, silmek, taşımak ve inanmak.
Ağlamaya hazır bir yüzün
en derin tebessümü,
gülmeye çalıştığı andadır.



