Kasımın Görünmeyen Yüzü
Herkes Kasım'a hoş geldin der.Oysa bazı yürekler çoktan bir sonbahara gömülmüştür.
Kasım geldi…
Gökyüzü,
eski bir mektubun
mürekkebi dağılmış yüzü şimdi.
Günler,
birbirinin yasını tutan
solgun fotoğraflar gibi
duvarlardan birer birer düşüyor.
Bir tuhaf mevsim bu
Ağaçlar dallarından değil,
sanki geçmişlerinden soyunuyor.
Her yaprak, toprağa bırakılmış
yarım bir cümlenin son noktası.
Herkes Kasım'a hoş geldin derken,
ben hangi vedanın eşiğinde duruyorum, bilmiyorum.
Kimi bu ayın yağmurunda şiir buluyor,
kimi sararan yapraklarında aşk…
Oysa her mevsim
herkese aynı yerden dokunmuyor;
bunu en iyi takvimler biliyor.
Bazı aylar takvimde başlar,
bazıları insanın içinde hiç bitmez.
Kasım,
yüreğime dokunan
eski bir evin boş odası.
Kapısı her çaldığında
biraz daha büyüyor yokluğu.
Güneş bile bu ay
ışığını ödünç vermiş gibi;
akşamüstleri erkenden kararıyor.
Saatlerin akrebi
kendi gölgesine takılıp kalıyor.
Sokaklarda yürüyen insanlar
ceplerinde üşümüş hatıralar taşıyor.
Bir pencere buğusunda unutulmuş isimler,
bir otobüs durağında bekleyen vedalar,
bir de kimseye anlatılmamış
o eski, derin iç çekiş…
Herkes mevsimlerin değişmesini bekler,
oysa bazı insanlar değişmeyen acılarla yaşlanır.
Kasım,
biraz çocukluğumun kırık oyuncağı,
biraz yarım kaldığım aşkın son cümlesi,
biraz da insanın
kendine bile itiraf edemediği
o büyük yenilgisi.
Ve ben…
Bu ayın hangi gününde
kendimden vazgeçtim, bilmiyorum.
Bir sabah uyandım,
içimde yıllardır açık duran
bir kapının artık
duvara dönüştüğünü gördüm.
Meğer bazı gidişler
takvimden bir yaprak koparmıyormuş.
İnsan, bazen bir mevsim boyunca değil,
bir ömür boyunca sonbahar oluyormuş.