Kırık Bir Kanadın Göğe Yazdığı Destan
Bir adam gördüm bugün,
Ayakları yoktu…
Ama yürüyordu herkesten daha uzaklara.
Çünkü bazı yollar
Toprakta değil,
İnsanın içinde uzardı.
Bir kadın gördüm sonra,
Gözleri karanlığa mühürlüydü.
Fakat öyle bir bakıyordu ki hayata,
Biz görenlerin fark etmediği
Bütün renkler onun kalbinde açıyordu.
Bir çocuk geçti önümden,
Konuşamıyordu…
Ama sustuğu yerde
Bin insanın bağıra bağıra anlatamadığı
Bir acı vardı.
Ve dünya,
Onun sessizliğine sağırdı.
Ey insanlar…
Siz hiç
Bir merdivenin başında kalmış umudu gördünüz mü?
Bir kaldırım taşına çarpıp
Paramparça olan gururu?
Bir bakışın içinde saklanan
“Yardım değil, insan yerine konulmak istiyorum” çığlığını?
Onlar…
Her sabah yeniden doğarlar acının içinden.
Biz bir damla yağmurdan şikâyet ederken,
Onlar fırtınayı omuzlarında taşırlar.
Ve kimse bilmez;
Bazı engeller bedende değil,
Merhametsiz kalplerdedir.
Bir tekerlekli sandalye geçerken sokaktan,
Sanmayın ki yalnız demir döner.
Bir annenin uykusuz geceleri döner onunla,
Bir babanın gizlice ağlayışı,
Bir çocuğun “Ben de olur muyum?” korkusu döner.
Ama yine de
En güzel onlar güler bazen.
Çünkü acıyı tanıyan insanların
Sevinci daha hakikidir.
Onlar kırılmış dallar gibi görünür uzaktan,
Oysa en sağlam kökler
Fırtınadan çıkanlarda olur.
Ey dünya…
Bir gün herkes eksilecek bir yerinden.
Kiminin ayağı,
Kiminin gözü,
Kiminin sesi,
Kimininse vicdanı…
Ve unutma:
Asıl engel yürüyememek değildir;
Bir başkasının acısına
Kalbini götürememektir.





