Kırık Kelimelerin Hüznü
Dudak kenarında asılı kalmış bir hecenin
dikiş tutmaz ağrısıdır bu
Hangi cümleye sığınsa öksüz,
Hangi sese tutunsa yabancı…
Kırık kelimeler
Tamamlanmamış bir vedanın gölgesi gibi
mürekkebin kâğıda küstüğü yerden başlar.
Ne söylesem yükü ağır gelir,
Ne sussam yankısı dinmez
Bir “elveda”nın yalnızca “el”i kalır avuçta,
“Veda”sı rüzgârın karanlığına karışır.
Geriye,
Tutulamayan bir anlamın
avuç içini kesen sessizliği kalır
Kırıldı dilimin kıyısında sakladığım kelimeler,
Her biri geceyi ısıran bir parça cam şimdi
Ağzımdan düşen her harf,
Kanayan bir aynanın yankısı
Ne toplandı, ne unutuldu.
Bir cümlenin ortasında yetim kaldı hecelerim,
Anne kokusu arayan çocuklar gibi
Suskunluğun kapısını çalıyorlar.
Ama sessizlik
Sağır bir duvar
Kalbim her noktada bir nefes kaybediyor,
Virgüllerim kırık,
Soru işaretlerim yorgun
Sanki bir paragrafın içinden sürgün edilmişim,
Hiçbir satır bana yuva olmuyor
Ve ben,
Kendi gölgeme sığınan bir cümleyim
Konuşsam kanayacak dilim,
Yazsam parçalanacak kalbim
Bu yüzden susuyorum
Çünkü en gürültülü feryat
söylenemeyendir
İçimde adı konmamış bir çocuk ağlıyor,
Kimliği yok, uykusu yok,
Ellerimde büyüyen bir hüzün.
Göğsümde çürüyen saatler var,
Zaman bile beni tamamlamaktan vazgeçmiş
Ben artık,
Kendi içimde kapanmayan bir yarayım
Kırık kelimelerin hüznü bu
Söylenemeyenin ağırlığı,
Sarılmamış cümlelerin soğuğu
İnsan kendini anlatamaz
Bir süre sonra
kendi içinde bile yankılanmaz
Yine de ben
Hâlâ susarak yazıyorum
Çünkü bazı acılar konuşmaz,
Sadece şiir olur.
