Kör Kuzey
Bütün haritalar sustuğunda başlar içe doğru çöküş. Yönünü kaybetmiş bir pusulanın ve soğuyan çayların hüznüyle; kör bir kuzeye bırakılmış yarım cümleler...
Saatleri tersine bileyen biri geçiyor içimizden;
cebinde tuzlu cam kırıkları,
gözlerinde çürümüş bir perşembe.
Ben seni hep yanlış yerlerde
unutulmuş
mavi bir zarf gibi sevdim;
mührünü hiçbir sabahın açamadığı.
İçimizde tenha bir boşluk,
duvarlara sürtünerek büyüyen
yarım bir cümle kadar kederli.
İki çay söylüyoruz;
biri daima soğuyor,
öteki yokluğuna bakıyor.
Yokluğun,masanın üzerinde kalmış
kirli bir kül gibi büyüyor.
Tırnaklarınla kazıdığın o kış,
hiçbir takvime sığmayacak kadar
mor ve geniş.
Tütün kokulu bir yalnızlık bu;
ceplerinde kırılmış akşamlar,
yakalarında suskunluk.
Gözlerini nereye bıraksam
orada bir şehir eksiliyor.
Yüzün, çarşamba günü dağılan
eski bir pazar yeri;
sesin, sarnıç diplerinde beklemiş
leylak tortusu...
Biz ki kırık bir pusulanın
kör kuzeyiyiz;
akşamüstleri camlarda eriyip
kendi gölgemizden kaçıyoruz.
Beni öyle bir haritada kaybettin ki sevgili,
hangi yana dönsem
içime doğru çöker sokaklar.
Şimdi bütün kapıları kapatsak
avuçlarımızda ne kalır?
Biraz eski bir şarkının
dilimizde bıraktığı iz,
biraz yarım kalmış yakınlık,
biraz da gecenin en kuytu yerinde
unutulmuş sardunya sessizliği...