Kördüğüm
Kursakta ne varsa
çoktan yenip bitti.
Açlık dediğin,
ekmekle doymuyor artık.
Karnım tok;
ruhum kıvranır sofralarda.
Önüme konan her tabak boş,
her kap biraz eksik.
Sırtımda bir yük var;
ne kambur
ne gölge.
Ne taşımaya gücüm yeter
ne bırakmaya.
Can dediğin,
kendinden habersiz bir sarnıç;
durmadan dolar,
durmadan susar.
Adımlarım bir hamal,
taşıyıp durur niyeti.
Yol çoktan silinmiş,
takvimler birer müsvedde
Kaç yıldır varmıyor ayaklarım
bir menzilin sesine.
Hâlâ ilk adımın tozu
üstümde.
Eskidim ben;
yürümekten değil, beklemekten.
O ilk adımın tozu,
artık bir mermer tabut.
Sıkıştırıyor ruhumu
bu kaskatı dilsizlik.
Sığmıyor artık bu sandığa beden,
dar geliyor dünya.
Kanadım var;
çırpınırım cam vitrinlerde.
Bir nazar değdi sanki
bildiğim gökyüzüne.
Soran olursa söyle:
Burada biri var;
uçmayı değil,
kanatlarını unutmuş.
Pusulası bozuk bir sancı bu;
kuzeyi uçurum,
güneyi sessizlik.
Dili çözülse şu suskunluğun,
anlatacak:
vaktin nasıl düğümlendiğini,
hiç çözülmeyecek bir kördüğüm.
Bakma öyle kapalı durduğuma;
rafında unutulmuş bir kitabım.
Sayfalarım birbirine küs,
okuyanı yok bu yangının.
Dumanı içime tüter.
Ben,
yarı yolda bekleyen,
yolu kendi içinde kaybeden.
Ne geri dönecek bir iz kaldı,
ne de gidecek
bir gökyüzü cebimde.

