Lâl Tuval
- duymuyorsa sesimi, bu son şiir olsun bazen insanın kalbi-
-//
“ En kudsî emanetin, yegane evi kalbim
Zerre zerre çoğalıp, aşkının devi kalbim…
Kabuk bağlayan yaram, silerken sızısını
Keskin bir jilet gibi, bakışın deşti geçti
Uykusuz gecelerin, en mağrur perdesini
Sırra mazhar makaslar, rüyâmı biçti geçti
Kaygısız sanma sakın, öyle uzaktan beni
Bir kez eğilip görsen, kalbimdeki tek seni
Dert tufanı sözleşmiş, savurur bu sinemi
Safa ver bu gönlüme, hicranla hiç yanmasın
Tut bırakma sıkı tut, meçhulde kaybolmasın
Sensiz, bıçkın ve asi, cani olur kederim
Ferhatın balyozuyla, yıkar aşk dergahımı
Mahpusluğa itilir, sensiz müflis kaderim
Kara taşlar üstüne, kurar yas tezgahını
Sevdamın boşluğunu, tutan sır direk sensin
Dağınık tüm sözleri, düşleten aheng sensin
Ömrümün merkezine, dikilen mihenk sensin
Ey! büyülü notanın, aşkla doğan ezgisi
Lâl tuvalde renk bulur, resminin her çizgisi
Sensin kara yazgıma, ışık olan tek mumu
Söndürmeye güç bulmaz, ne boran ne fırtına
Çorak topraklarımın, müjdelenen tohumu
Filizlenip yeşersen, şu kupkuru bahtıma
Çöl uykulu ülkemin, bereketli yağmuru
Köhne düşüncelere, fikir sunağın nuru
Divanelik aklımın, ulvi akil gururu
En kudsî emanetin, yegane evi kalbim
Zerre zerre çoğalıp, aşkının devi kalbim
Her sabah yeni baştan, çoğalırım sevginle
Bir şehir, dünya neki, koca evren olurum
Eşref-i mahlukatı, denk bulmuşken denginle
Her soruda en derin, yeni cevap bulurum
Vuslat çok uzak değil, gülmekse senle gülmek
Göz kırpmadan, keyifle, can cana senle ölmek
Vasıfsız kimliğimle, sende yeni kim olmak
Sıratın köprüsünden, savurup atma gülüm .
Aşkın yaz iklimine, ayazlar katma gülüm
-n u r e t t i n ÖNDER