Manalar
Nazargâh-ı ilâhîdir kalp,
oradan çıplak iner manalar,
hayal giydirir onlara ince suret,
herkes kendi rengiyle boyar âlemi.
Senin gözünde gül,
başkasının gözünde diken,
bir başkasında sadece koku,
ötekinde ise yitip giden bir veda.
Manalar
kırılır, dağılır, toplanır;
her kulun sinesinde başka bir nakış,
her kalpte başka bir tecelli.
Taşta duru bir sükût,
suda çağlayan bir âh,
hayvanda saf bir teslim,
insanda ise yangın,
hem yakan hem yanan.
Ey manaya muştak can,
sen hangi cilveyi taşıyorsun bugün?
Hangi ismin gölgesinde titriyorsun?
Çünkü O,
her bakışta yeniden doğmayı diler,
her kalpte başka bir kendisini seyretmeyi.
Sen bakarken
O sana bakar,
sen gördüğünü sandığın şey,
aslında O’nun sana bakışıdır.
Nazargâh-ı ilâhîsin sen de,
kırık bir ayna,
ama kırıklarında
sonsuz renklerin dansı var.
Sus
ve dinle:
kalbinin içinden
çıplak inen mana,
hâlâ sana fısıldıyor:
“Gel,
beni senin rengine boyayayım.”
