Nazım Hikmet / Piraye'nin Saadet_i Seniyyesi

Tüm soruları alıp gitme vakitlerinde

kaç iklim düşerse payına Nazım'ın

o kadar yaprak sonbahardan küserdi fütursuzca

Çalarken ömrünün sirenleri gün gün

bir ezgi dökülürdü omuzlarına ağır ağır

bir köşebaşı

onları hep kalanların öyküsünde ayırırdı...


Bütün yorulmuşlukların dinlendiği gölgedir

Piraye'nin aşkla bakan gözleri

bazen dilde belirirdi çaresizliğin birikintisi

bir mektubun arasına kıvrılırdı cümleler

kendine iyi gelmeyi öğrenirdi herkes biraz

bir kelimeye binlerce anlam yüklenirdi bazende

birinde tüketmemek için bütün duyguları

içini içine sığdırırdı Piraye

uzak kalırdı hasret çekmenin tüm ağırlığıyla

papatya öptüğünde karanfil kokardı ara sıra

içinin yasaklı şarkılarını dinlerdi

alışılmadık türküler ezberletirdi dudak kıvrımlarına

gizli saklı cigara içtiği yaşlarda kalırdı aklı

çünkü yarını yoktu bazı anılarının

ve hep yarım bırakılırdı...


Yasaklı bir rüzgardı Nazım'ın şiirleri

boynuna sarılırdı çaresizliği alnı açıkken tüm satırların

ilkbahar çadırları kurulurdu Piraye'nin gamzesinde

umuduna betimlenirdi bütün kelimeler

ekmek arası çay molasıdır gülüşleri Nazım'ın

kulağında sessiz kelebeklerin tüm yorgunluğuyla

yönünü kaybeden göçmen kuşların cıvıltısına rehberdi

kendine uzanırdı gölgeleri

ve gözleri tüm boşluklara hapsolunurdu...


Piraye'nin Nazım'a hasretinin

fay hattı kaburgasının tam ortasından kırılırdı

bir akşamüstü üşürdü dilinin uçurumunda

bir keman sesi kapı aralığında dururdu

yüreğinin yangınlığında ısıtırdı alfabesini

bir keman sesi suskunluğuna haykırırdı

ve yalnızlığı

sağır edilesi notalara asılırdı...


Piraye her sabah

şehrin ışıkları sönmeden toplardı kırgınlıklarını

ve her sabah

yeniden tuz basardı yangın yaralarına

takvim niyetine duvara asardı yokluğunu Nazım'ın

bir iç çekip gökkuşağı çizerdi kirpikleriyle

gülüşler ve umutlar ekerdi saksılara

şiirler ayaklanırdı

bir çiçek tebessümünden asılırdı

ki Piraye bilirdi ki

yetim bahçeleri hep ıslak satırlarla sulanırdı...


Oysa Nazım

kaç yokluk bitirdi gittiği gönülde

kaç toprak onsuzluğa kurudu

kaç kez doldurduysa iki kişilik çayı biri hep soğudu

hecelere bölündü karşı sandalyede gözleri

Piraye'ye demlenen hüzüleri hiç dert etmedi

aydınlatmadı yüzünün aydınlığı içindeki geceyi

suskunluğu bölüştü ekmek niyetine

utandı dudakları öpülmemişliğinden nicedir

ıslak bir tebessüm dinlendi yanağındaki çukurda

bir pencere buğusuna gözlerinden Piraye yazıldı

saçlarını okşadı rüzgarsız yokluğun

en sevdiği türküye hayıflanıp yine ona sığındı

ve hep Piraye köktu öptüğü avuçları

notalar düştü gülüşünden harf harf. 


Bir memlekete bir aşk yitik kaldı

ve sonra şiirsizliğin adı hep Piraye kaldı.


Saygıyla...

( 15 Ocak Doğum Günü )

02 Ocak 2026 335 şiiri var.
Beğenenler (1)
Yorumlar