Nü Cılız ve Burgaç
Sahil...
Yunuslara İyi Bak
Kayıp giderken
bir devin kalçalarından yaşam,
korkuluklara bağlanmıştı aşk.
Nehrin yatağını aşan suların
durulmazlık savaşıdır koynumdaki;
nefes nefes hibe edilmiş Eros’a.
Sus...
Susmasam çığlığım boğacak.
Asi bir beygirin kasıklarından fışkıran fırtınayı . Aklımda kırmızıya çalıyor rengi
dişlerinin arasında ezdiğin habbenin.
Dökülür mü sanıyordun
kimyası bozuk bir şeylerin
düellosuna tutuşurken tırnaklarım.
Görgüsüz bir figür orta yerde:
nü, cılız ve burgaç.
Kaç kere körelecek bu kıraç?
Ve ağzıma yama olmuş
tütün sarısı beklemek.
Beklemek ,
aynı yatağa uzanmış bir masal;
sarmaş dolaş fikrin
ve “Darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi”küçülmüştüm yatağında.
Çünkü aşk bazen
birinin içinde büyümek değil,
birinin içinde kendi küçülüşünü seyretmektir.
Ben sende küçülürken
sen bende çoğalıyor muydun , bilmiyorum.
Belki de sevmenin felsefesi buydu:
iki ayrı yalnızlığın
aynı bedende birbirine yabancı kalabilmesi.
Dalgalar taarruza geçmişken demiştim:
Sevdiceğim, yunuslara iyi bak.
Onlar, sevmeyi unutmama ihtimalidir.
Ve insan unutmadığı sürece
biraz deniz,
biraz yara,
biraz da aşk kalır.