Otizm / Renklerin Sesi Çığlığımın Sessizliği

Otizm / Renklerin Sesi Çığlığımın Sessizliği
‎​Ey İnsanlık... 

‎Ey kendi kurduğu düzende,

‎Herkesi aynı kalıba dökmeye çalışan, 

O devasa makine!

‎Size, kelimelerin bende başka, 

‎Sizde başka aktığı,

‎Seslerin renk, 

‎Renklerin dokunulabilir olduğu bir evrenden,

‎Beni "hasta", beni "eksik" sandığınız, 

O köşeden sesleniyorum.

‎Bu bir yardım çağrısı değil, 

‎Boyun büküş hiç değil;

‎Bu, sizin o sağır edici gürültünüze karşı,

‎Benim en yüksek sesli sessizliğim,

‎Yüzünüze tuttuğum çatlak aynamdır!

‎Bilir misiniz nedir otizm, o çok bilmiş salonlarınızda?

‎Sizin kalın filtrelerinizden süzülüp giden,

‎O sıradan buzdolabı uğultusunun,

‎Benim yorgun zihnimde hiç susmayan,

‎Dev bir matkap gibi dönmesidir.

‎Sizin için omza dokunulan sıradan, sıcak bir merhabanın,

‎Benim derimde, tenimde harlı bir kor, 

‎Bir ateş gibi parlamasıdır.

‎Bir odadaki her detayı, 

‎Her zerre tozu aynı anda görmek,

‎Her sesi aynı anda duyup, 

‎Bu selin içinde boğulmamaya çalışmaktır.

‎Ben bozuk değilim, yanlış üretilmiş bir donanım hiç değilim;

‎Benim zihnim sadece farklı bir işletim.

‎Havada çırptığım ellerim, 

‎İleri geri divane gibi sallanışım,

‎Benim deliliğim değil; 

‎Dünyanızın o korkunç kaosunda,

‎Kendi fırtınamı dindirme, 

‎Kendi merkezimi bulma, 

‎Hayatta kalma biçimimdir.

‎Ne kadar da seversiniz bana yukardan, acıyarak bakmayı!

‎Takvimlerde bana ayırdığınız o lütfedilmiş tek bir günde,

‎Binaları maviye boyayıp, 

‎Yakalarınıza kurdeleler takmayı...

‎Vicdanınızı o süslü "Farkındayız" sloganlarıyla rahatlatmayı.

‎Ama o sahte maviliğiniz, 

‎Hayatın soğuk zeminine çarptığında,

‎Paramparça oluyor sahte şefkatiniz, 

‎Anında düşüyor maskeniz.

‎Siz farkında falan değilsiniz, 

‎Siz sadece "tahammül ediyorsunuz,"

‎İnanın bana, bunu da o kadar, 

‎O kadar kötü yapıyorsunuz ki...

‎Sokakta yürürken yanımdan... 

‎O gizli fısıldaşmalarınızı,

‎Annemin sırtına bir hançer gibi saplanan,

‎O yargılayıcı bakışlarınızı,

‎Bütün hücrelerimle, 

‎Bütün zerrelerimle hissediyorum.

‎O çok sevdiğiniz, 

‎Işıltılı alışveriş merkezlerinizde,

‎O çiğ, o beyaz, 

‎O titreyen florasan ışıkları beynimi tırmaladığında...

‎Binlerce yabancı sesin uğultusu, 

‎Bir çığ gibi üstüme çöktüğünde,

‎Kulaklarımı kapatıp, 

‎Taş zemine yığılıp çığlık attığımda...

‎Sadece vitrin camından yansıyan "disiplinsiz bir çocuk" görürsünüz.

‎"Ne şımarık, ne başarısız bir anne," diyen zehirli gözlerinizi görürüm.

‎Oysa ben,

‎O an kendi içimde,

‎Kanlı bir dünya savaşı veriyorum!

‎Duyularım bombalanıyor, 

‎Zihnim parçalanıyor, anlasanıza!

‎Benim çaresiz krizim, 

‎Sizin o sığ konforunuzu bozuyor diye,

‎Beni görünmez, 

‎Kalın duvarların ardına itiyorsunuz.

‎‎Ya okul? 

‎Okul dediğiniz o soğuk, 

‎Görünmez duvarlı savaş alanı...

‎Sizin o çok övündüğünüz,

Eğitim sisteminizin tam ortasında, 

‎Kimsesiz bir başınayım.

‎O sağır edici teneffüs zili çaldığında,

‎Benim için kıyamet kopuyor!

‎Herkes bahçede anlamsız bir kaosun, 

‎Vahşi bir yarışın içindeyken,

‎Ben yalnız bir köşede, 

‎Dönen bir tekerleğin hipnotik kusursuzluğunda,

‎Veya bir yaprağın damarında 

‎Tahmin edilebilir bir huzur arıyorum.

‎Beni aranıza almıyorsunuz, 

‎Çünkü ben o karmaşık oyunlarınızı oynamıyorum.

‎Sizin ikiyüzlü sosyal kurallarınızı,

‎Yalanlarınızı, mecazlarınızı anlamıyorum.

‎Gözlerinizin içine bakamıyorum diye beni "duygusuz, ruhsuz" sanıyorsunuz,

‎Oysa gözlerinize bakarsam 

‎Ruhunuzun bütün karmaşasını göreceğim!

‎O ezici, o boğucu yoğunluktan korktuğum için kaçırıyorum bakışlarımı.

‎Öğretmenlerin çaresiz gülümsemesinden,

‎Çocukların acımasız alayından yoruldum.

‎"Kaynaştırma" dediğiniz o ikiyüzlü sistemde 

‎Beni içinize katmıyor,

‎Sadece eğitim dediğiniz o dev çarkın köşesinde, 

‎Sesimi çıkarmadan, uslu uslu durmamı bekliyorsunuz.

‎Artık sahte şefkatinize karnım tok, 

‎Bırakın bu dramatik masalları!

‎Bana o acınası bakışlarla değil, 

‎Pragmatik gerçeklerle gelin!

‎Benden "normal" olmamı beklemeyi, 

‎Beni kendi kalıbınıza yontmayı bırakın artık.

‎Ben normalin ne olduğunu bilmiyorum,

‎Sizin normaliniz,

Bana korkunç derecede yapay geliyor.

‎Kelimeleri sizin gibi peş peşe dizip,

‎O boş sohbetleri edememem,

‎İçimde fırtınalar kopmadığı, 

‎Söyleyecek destanlarım olmadığı anlamına gelmez!

‎Benim kelimelerim sessizliğimde gizlidir,

‎Titreyen çizimlerimdedir,

‎Benim kelimelerim, 

‎Ezberlediğim o kusursuz tren saatlerindedir.

‎Göz teması kurmamam, 

‎Sizi dinlemediğim, 

‎Anlamadığım demek değildir;

‎Ben sizi ayak seslerinizden, 

‎Nefesinizden,

‎Sesinizin tınısındaki titremelerden dinliyorum.

‎Kriz anlarında bana sarılmaya kalkmayın,

‎Bana akıl vermeye çalışmayın,

‎Sadece dünyanızın o tahammül edilmez,

‎O yıpratıcı sesini biraz kısın!

‎Bana nefes alacak, 

‎O ışıkları, o sesleri sindirecek bir alan verin.

‎Ben bir yapbozun kayıp, 

‎Eksik veya yanlış basılmış parçası değilim.

‎Ben başlı başına kuralları,

‎Kendi içinde tutarlı, farklı bir tabloyum.

‎Bana "farkındalık" taslamayın artık; 

‎Beni görün, beni kabul edin!

‎Çünkü ben buradayım. 

‎Sizin o kusursuz düzeninizin tam ortasında.

‎Okul koridorunda, 

‎Market sırasında, 

‎Parktaki o boş salıncakta,

‎Yan binanızda, 

‎Otobüste hemen yan koltuğunuzdayım.

‎Zihnimin yolları, 

‎Sadece sizinkinden farklı ormanlara çıkıyor.

‎Eğer dünyayı gerçekten kurtarmak, 

‎O çok övündüğünüz "insanlığınızı" kanıtlamak istiyorsanız;

‎Önce bu dünyaya benim filtresiz, 

‎Tüm çıplaklığıyla, dürüst gözlerimle bakmayı öğrenin!

‎Şablonlarınızı yırtın, 

‎O kalın duvarlarınızı yıkın, kibrinizi ezin.

‎İşte ancak o gün, 

‎O aydınlık gün geldiğinde tüm gerçeği göreceksiniz:

‎Asıl engelli olan, 

‎Asıl eksik olan benim farklı çalışan beynim değil;

‎Sizin o duvarlar ören, 

‎Tek tipçi, önyargılı ve sevgisiz kalplerinizdir!

01 Nisan 2026 158 şiiri var.
Yorumlar