Ressam
Bu şiir, 19.02.2014 tarihinde günün şiiri seçilmiştir.
yüzü belirsiz dört adam
savurdukça savuruyordu
ruhum işgal ruhum ihanet
firar yazılı kılıçların parlayan yüzlerinde
istanbulun nazlı silueti
mavi sular kırmızıya dönüyordu
karınca ordusu heybesinde dram
karaköy yokuşunda toplanmış
kerhaneden çıkan kadınlara
çiçek atıyorlardı
en başta da karanfil
adamlardan biri bıçağıyla
ayaklarımı kesip attı köprüden aşağı
haliçte balıkçı motorları
nedense güneş öpemiyor beyaz köpükleri
denizin üzerinde ayaklarım
ayaklarımın altında başım
adımımı attığımda uzanıveriyor
ürkek bir ceylanın kollarında galata kulesi
gökyüzünden kopmuş bir bulutun çığlığı
yankılandıkça fala bakıyor çingenenin biri
yorgun basamaklarında tarihin köpürttüğü kahve fincanı
parmaklarım dokunuyor taş duvarlarına
farenin birinin dişlerinde peynir
anlamıyorum neden gövdem koşuyor
arkasında adamlardan biri
hangisinin olduğu önemli mi
beyoğlunun ölüm kokan sokaklarındayım
gökyüzünde bir dilim ay
karpuz çekirdeği gibi dizilmiş yıldızlar
kitabın biri kanatlanıveriyor avuçlarımdan
sen de orhan veli ben okuyorum noterdamın kamburu
yazıyorum zamanın kaybını fırtınanın koynuna
ağzımda kurumaya yüz tutmuş kan izleri
yine de çıkmıyor aklımdan şangaydaki fahişe
sözcükleri beslerdi dudaklarının üzerinde
ve ben baka kalırdım tanrıdan aldığım ödünç gözlerle
annemin kokusunu yanında getirdiği tütün fabrikasına
kesilen kolumun altında gazeteler
yazıyor yazıyor diye bağırıyorum eminönünden
on üçüncü cinayetini işleyen anadolu celladının
yirmi parçaya böldüğü kadın cesedi
haydarpaşa garında bulunmuş raylar üzerinde
kadın göçle gelmiş kıskanç kocası basınca parayı
her şeye rağmen aldırmadan
ütüsü bozulan gömleğimin yakasını düzeltiyorum
adamlar bakıyor halime
gençten bir kadın geçerken yanımızdan
omuzlarına yayılan saçlarında
güneşin çelik çomak oynayan çocukluğu
sırtına uzatıyorum işaret parmağımı
tam da kürek kemiğinin ortasında biten güle
tiz kahkahası çınlıyor kulaklarımda şeytanın
nasıl oldu bilemiyorum adamlar el ele
topluyorlar bedenimi sanki bir melek
oyun bitti dedi ya da ne bileyim bir tanrı
fazla anlamam göğün gerisindeki taht savaşlarını
sonrasında saklandığı inden bulup ruhumu getirdiler
binlerce kişi dökülmüştü meydana çoluk çocuk
yaşlı nineler dedeler gençler hatta bebekler
annelerin koynunda her şeyden habersizdiler
ben konuşma yapacaktım güya ruhumun gelmesi üzerine
ansızın gök yarıldı gözleri yakan bir aydınlık
hatta kara fatmaların üzerinde şimşekler vardı
ara sokaklardan sayısız öküz koşuyordu alana doğru
boynuzlarında dünya boynuzlarında okyanuslar vardı
gökyüzünden sarkıtılan halata
oturan bir adam resim yapıyordu tuvalinde
sadece üç renk sarı turuncu bir de beyaz
kalın fırçasında cam kırıkları yağmur damlalarını seviyordu
adamın karşısında ise bir kadın vardı kırklı yaşlarda
elindeki kâğıtta yazılanları ezberlemeye çalışıyordu
ki rüzgâr karası göz bebeklerinde aşk
tüm bu curcunanın arasında gözüme iliştin
aramızda insanlar koşuşturuyordu
bağıranlar çocuğunu korumaya çalışanlar
bastonunu savuran ihtiyarlar hatta horoz şekeri satan adam
ve de boynuzlarında taşıdığı okyanusları ve dünyayı
sere serpe ortalığa saçan öküzler
sen tüm bunların arasında öylece duruyordun
gözlerinde siluetimi görüyordum
gülümsemelerinde dudaklarına bir şiir gelip yatıyordu
saçların savruluyordu geriye doğru zaman durmuş
ve sen narin boynunun çukurluklarında bana yer açıyordun
bir adım attın sanırım en sonunda
ya da ressam öyle çizdi tuvaline an'ı
kokun havalandı teninden
ve şaşkın bakışlarıma aldırmadan kilidini açtı yüreğimin
heybemde saklanan benler sokağında
ey insanlar dinleyin beni sesi yankılandıkça alanda
galata kulesindeki fareler sessizliğe büründü
inanmayacaksınız ama ressam bile şöyle bir kafasını kaldırdı
karşısında oturan kadını fark etti şaşkın bir dalga suratında
alanın en köşesinden dört adam ellerinde kılıçlar
aldıkları simidi yiyorlardı yüzlerinde cinayetin kiri
bir adım daha attın alan belini kıvırdı yükseldikçe uğultu
yaklaştıkça büyüyordun ressamın tuvalinde
ben balkondan evine giriyordum odana
sen uyuyordun yatağında ay elinde mızrak
yıldızları yerleştiriyordu saçlarına
uzun kirpiklerinde sansürsüz bir filmin fragmanı
sıcaklığını kokluyorum teninin ayaklarımda senden pranga
dinleyin beni bir dinleyin sayıklamaları
arasında güneş açıyor göz kapaklarımı
korkularımda cinayet saati
ellerimi yokluyorum gövdemi kollarımı
seni
katillerimi
ressamı
yokluyorum avuçlarımda halat izi
19 şubat 2014 07:11 _izmir
çaysız_şekersiz ve bademsiz