Segâh Ateşi

Segâh Ateşi

“Çürüyen Nilüferin Zikri”


Gecenin kaburgasında çatırdar sessizliğim,
Bir dervişin solmuş nefesi gibi ağır…
Bu toprak, sensizliğin karanlık bir mihrap taşı,
Üstünde yeşeren çimenler — ölümün ince tespih taneleri.

Çimenler her kıpırdayışında fısıldar: Yâ Hû…


Birer solgun parmak gibi sürünür canıma,

Her kök, ruhuma örtülen hüzünlü bir segâh perdesi;

Her çiy damlası, karanlığın alnıma sürdüğü ayaz…


Ve sen — ey çürüyen nilüfer çiçeği
Bir vakitler gölün kalbinde ışık saçan sırdın;
Şimdi solmuş bir nefesin yosun kokulu hatırası,
Beni yokluğunun kıyısına sürükleyen bir kefen rüzgârı.


Zaman, bir dert böceği gibi içimi oyar,
Gölgem bile yüz çevirir benden;
Çimenler, terk edilmiş bir dergâhın soğuk seccadesi,

Üstüme kapanır her secdeye varışta…


Ey son nefesimin hayaleti…

Segâh’ın karanlık makamında dolaşır adın,

Her inişi bir ölüm fısıltısı,

Her çıkışın bir vuslat umudu sanır kalbim — boş yere…


Bu dünya sensizlikte bir mezarlık,

Gökyüzü ise kapalı bir türbe kapısı gibi;

Yıldızlar, sönmüş kandiller misali sararıp düşer içime.

Ben çürüyen bir silüet, savrulan bir buhur dumanı,


Sen ise bir daha açmayan,

Kaderi kararmış bir Nilüfer çiçeği…

30 Kasım 2025 474 şiiri var.
Yorumlar