Sustu Dünya
Yüzünün coğrafyasında kayboldum,
gözyaşlarının güzergâhında
nice acılar gördüm,
nice cesetler gömdüm.
Sordum,
kim bu katiller diye?
Küçük bir kız çocuğuna...
Parmakları sustu,
gözleriyle gösterdi kalbini.
Orada,
bir mezar kadar sessiz,
bir dua kadar derin bir yara.
Ne bir isim,
ne bir itiraf.
Sadece sızı,
sadece insan.
Rüzgâr geçti üstümüzden,
kokusunda mahçubiyet.
Bir annenin sesi sustu o anda,
bir baba ismini hatırlayamadı.
Ve biz,
seyrettik.
Acizliğimizde kaldı masumiyet,
bir çocuk sesiyle gömüldü dünya.
Anladım;
katil, hep aynı ellerdeydi
dokunmayı unutanlarda,
görüp de bakmayanlarda.
Sonra o kız,
ellerini yeniden kalbine bastı:
“Burası,” dedi,
“önce burası öldü.”
Ve sustu dünya.
Geriye yalnızca kalplerin içindeki mezarlık kaldı
üzerinde hiçbir isim olmayan.
